
28 Ocak 2010 Perşembe
23 Aralık 2009 Çarşamba
love and marriage

İçim kıpır kıpır,bu telaşlı ve yarım akıllı halim pek bir hoşumuza gitti hem benim hem sevgilimin .Ara ara heyecandan uyuyamıyorum ve rüyalarım genelde nikah şekeri ağırlıklı:)Sevgilimle uzun süredir birlikte yaşıyoruz,pek mesuduz efendim:) Bundan iki hafta öncesine kadar televizyonun karşısına yayılmış film izlerken , annelerin evliliğimizle ilgili neden bu kadar telaşlı olduğuna anlam veremeyip,ağzımıza birer mısır daha atıp "amann ne var ki bunda,biz zaten birlikteyiz" diyordurduk miskin miskin .Sonra bir gün ısrarlara dayanamayarak gittik ve bir "gün" aldık. Tabii bunda ,defalarca tarih söylemiş olmamıza rağmen ailelerimizin nedense bu gün alma işine pek önem verip,biz o günü almadan da kimseye tarih söylememeleri oldukça etkili oldu:)Olsun biz herkese duyurduk şakıya şakıya:)Neyse , dediğim gibi bir gün gittik ve bir gün aldık,artık o gün bizim oldu:)Sahiplendik,sevdik:)Sevdik ama sevmek yetmedi,ilgilenmek gerektiğini farkettik:)Sonra da zihnimize bir dolu soru doluştu:
- Acaba sadece nikah mı yapsak?
- Nikah çok kısa bir tören,akşam da arkadaşlarımızla bir yerlere mi gitsek?
- Sadece arkadaşlar olmaz,ailemiz de olsun..
- Nereye gitsek nereye gitsek ? (bu en zor soru,ayrıntılı biçimde anlatılacak)
- Meyhane gibi bir yere gidelim,rakı olsun, meze olsun, müzikler Ege'den olsun..Dostlar olsun,istemediğimiz sevmediğimiz kimseyi o gece etrafımızda görmeyelim.
- Ayıp olur mu öyle akşama bazısını çağırıp bazısını çağırmamak?
- Of ne yapsam acaba,nasıl derim siz gelin siz gelmeyin diye,sonra yüzyüze bakıcaz yine.
- Ne yani istemediğim bir kaç insan yüzünden ben sevdiklerimle güzel bir akşam geçiremeyecek miyim?
- Etrafımda o günü eleştirmeye değil,her haliyle "yaşamaya" gelmiş insanlar olmalı,evet evet tam tamına böyle olmalı!
- Makyaj çok önemli,kimi nerden bulurum ben?Hiç anlamam ki makyaj işinden?Ne demek gelin gelin gibi olmalı,gelin gibi olmak istemeyen geline ne denir?ben denir!
- Saçımı evde ben yapsam?Olmaz. Evet,saçma.Ben yapsam,kuaför aynısını tekrar yapsa?
- Önce saç mı yapılıyor acaba makyaj mı?
- Aşkım,Ayvalık'a gidip evlenip gelelim mi?
- Tamam o zaman Kaş'a gidelim?
- Kaç kişi oluruz acaba?
Bu soruda defalarca tekrarlanan bir telefon konuşmasından kısa bir alıntı:
- Alo, annecim davetli listeni yaptın mı , sence kaç kişi gelir?
- Kızım siz gün aldınız mı?
-E anne dedim ya işte ,sen söylemedin mi eşe dosta?
-Siz bir tarih alın, ben biliyorum zaten kim gelebilir kim gelemez.
-Tamam o kolay siz bir gün alın da..
- ?!? Tamam annecim o zaman..Sen bir bak ben seni ararım yine akşama:)
İşte böyle:)
Bunlar zihnimizdekilerin belki sadece yüzde onu:)Şaka gibi:)
Ama çoook mutluyuz,saydıklarımın hepsi olmuş ya hiç biri olmamış hiç umrumuzda değil.
Aslında beni nerdeyse dünya umrumda değil!
Çünküüüü..Ben aşkımla evleniyorum!Kendimi dünyanın en en en şanslı kadını hissediyorum ve tüm bunları yaşayanın ben olduğuna inanamıyorum!
Kendi hayat hikayeme sevinçle not düşüyorum:
Bugün 23 Aralık 2009 ;
sevdiğim , aşık olduğum, sesinde hayat bulduğum, dokunuşunda iyileştiğim,bakışında ısındığım,canımla ,canımın içiyle artık bir aile oluyoruz.
3 Aralık 2009 Perşembe
taksi
onlar ki her mevsim sarı birer sonbahar yaprağıdır
terk ettiğin kentin sokaklarında rüzgarla savrulan"
Yağmur yağdığında Ankara'ya böyle usul usul ; boş caddelere en çok taksileri yakıştırırım hep,belki şiirdendir,kimbilir..
Hafta başından bu yana yaprakları süpürüyorlar, bir uğraş bin zahmet.ve ben her sabah içten içe gülümsüyorum yaprakla kaplı sokakları görünce.Ara ara koca koca yaprak yığınları..Yaprakları süpürmüşler..
Her neyse işte..
En çok taksiler yakışıyor boş caddelere.sarı..arada bir geçen sarı taksiler yaprakların arasından.
şiir:Sunay Akın
28 Kasım 2009 Cumartesi
bon appetit! (Julie&Julia)
Cuma akşamımızı ısıtan enfes bir filmden bahsedeceğim bugün size:Julie&JuliaTek kelimeyle bayıldım ben bu filme!Sahneler,renkler,caddeler,kostümler,oyuncular,yemekler her şey her şey her şey harikaydı.Film boyunca Julie’nin takmış olduğu şapkalar, henüz sezonunu açmadığım şapkalarımın olduğu kutulara yöneltti beni film biter bitmez,bir de hemen bu filmin şerefine yeni bir şapka alıp bu kış hep onun takmaya karar verdimJSanıyorum safran sarısı olacak bu şapka,bu seneki favori rengim.Bulurum sanırım di mi?
Filmin kahramını olan iki kadından biri hala hayatta ve filme de konu olan bloğu hala açık!Çok eğlenceli geldi bu fikir bana,bloğuna bakarken kendimi filmden sonra filmin galasına katılmış da Julie Powell ile tanışmış gibi hissettim.(Gerçi arşive henüz bakmadım ama)Julia Child ise yemek dünyasıyla azıcık tanışıklığı olan hemen herkesin aşina olduğu bir isim.Hem kendisi hem de yüreği kocaman bir kadın!Öyle karakteristik bir fiziği ve ses tonu var ki onu başka türlü hayal dahi edemiyorsunuz.Tabii bir de o kendine has yemek yapışı.61 senesinde kitabı yayımlandıktan sonra televizyon programlarına da başlamış Julia Child ve günahıyla sevabıyla yaptığı yemekler ve sunum onu zirveye taşımış.Samimiyet!Ne mükemmel şey!Şu en sevdiğim animasyonlardan Ratatouille ‘nun ana fikri olan “Herkes yemek yapabilir” düşüncesi de kendisine ait -ki bu düşünce benim yemek yapmaya başlamama vesile olmuştur,şaka yapmıyorum vallahi Fare Remy ‘den etkilendim:)
Filmin “resmi” konusuna gelince;İki öyküyü birlikte sunuyor bize film:Amerikalıların ünlü yemek ustası Julia Child ve onun Mastering The Art of French Cooking adlı kitabındaki 524 tarifi 365 günde yapmaya karar verip, bunu bir blogla paylaşan Julie Powell ‘ın gerçek hayat hikayeleri.Hani öyle kolay yemekler de değil bunlar,istakoz katili de olmak gerekiyor,ördek yolucu da:)
Herkesin zevkleri başka başka mutlaka,bazen “bunun nesini beğenmiş “ dediğimiz de oluyor tavsiye edilen filmler için ama çoğu blog yazarının bu filmi beğeneceğine,kendi hayatından kesitler bulacağına inancım sonsuz.

Artık kendisinin de yemek kitapları bulunan "gerçek" Julie Powell

Julia Child (1912-2004)
Bir de dip not: Julia Child’ın hayat hikayesini okurken evini bir üniversiteye mutfağını ise ABD Ulusal Tarih Müzesi'ne bağışladığını öğrendim,ve bir kez daha “güzel ve yalnız ülkem” için üzüldüm içten içe.Binlerce sanat eserinin depolarda çürüdüğü,kenti kent yapan binaların, parkların,sokakların,ağaçların “artık eskidi çok,yenisini yapmak lazım şöyle ışıl ışıl” tarzı düşüncelerle yerle bir edildiği ülkemde müze bilinci nasıl gelişir bilmiyorum.Şu an itibarıyla da bunu ayrı bir yazı konusu yapmaya karar veriyorum..
Sevgiler herkese..
26 Kasım 2009 Perşembe
sevdiğim "an" lar,sevdiğim "yer"ler
Ne zamandır fotoğraf çekmeye fırsat bulamıyorum.Gerçekten istenilen şeyler için "vakit yok" kavramını pek kabul etmeyenlerdenim ben, o yüzden de bu geç kalmışlık "iş yoğunluğum"dan değil tembelliğimden. (Böylece fırsat bulamamak sözcüğünün tüm karizmasını aldım götürdüm:)Azıcık yoğun iş kadını imajı çiz di mi şurda, yok:) ) 22 Kasım 2009 Pazar
new in town
Bir cumartesi akşamını Kasabanın Yenisi ile geçirdik efendim çok da memnun kaldık. Pek bir seviyorum Renée Zellweger ı.Onun o şaşkın (ara sıra saftirik) içten halini kıkırdayarak izliyorum bana ne oluyorsa,suratımda salak bir sırıtış istemsiz:) Sanırsınız ki kız benim ortaokuldan arkadaşım:)Film sıcacık sarıveren cinsten insanı,küçük yerlerin kendine has o sevgi yumağı hallerini seriveriyor önümüze. "Hayat ne kadar basit yaşanırsa o kadar mutlu oluyor insan " tarzı düşüncelere sürükledi beni ama sevgilinin "ve bir o kadar da savunmasız" şeklinde devam eden yorumuyla gerçek hayata dönüverdim genelde olduğu üzere:) Sanki gittik küçük bir kasabaya yerleştik,ne var sanki şöyle azıcık ruhani konuşmalar yapsaydım( ki tabii ki yaptım da:)
Bu sevgili Renee ile tanışmamız Bridget Jones'un Günlüğü'ne ,üniversite yıllarıma dayanır,bir kaç kız ufacık bir odada izlemiştik nedense aklımda kalmış. Neyse efendim o zamanlar ben şimdikinden 6 kilo zayıftım ve film boyunca onun o hafif tombiş hallarini de pek sevimli bulmuş,kızlarla ara sıra " yani arkadaşım sen de azıcık az ye" gibi öğütlerde bulunmuştuk.Dün totomu koltuğa iyice yaymış , patlamış mısırlarımı yerken ; kendimi " kızım şimdi ipince olabilirsin ama ben senin 5 sene önceki halini de biliyorum,tombiştin sen , her an tekrar tombiş olabilrsin" diye düşünürken - evet bildiniz kendisini kıskanırken - yakaladım.Sanırsınız ki seneler sonra karşılaşmışız o incelmiş güzelleşmiş ben de şişmişim,hatta abartayım o zaman ki sevgilim meğer beni onun için bırakmışmış:)Bende de acısı geçmemiş hiçbirinin:) Ama sonuç değişmez makyajsız hiç bir şeye benzemese de (çamura devam) kendisini ailece beğenerek izliyor,yeni filmi Kasabanın Yenisi'ni de beyazperde.com da aldığı düşük puana rağmen tavsiye ediyoruz.
18 Kasım 2009 Çarşamba
yağmur yağmur yağmur

16 Kasım 2009 Pazartesi
no pazartesi sendromu no cry
Bir çoğunuz ofiste ve saatler geçmek bilmiyor,hafta sonundan kalma zihinler,yarı uyuşuk bedenler..veeee benim bugün izin günüm:)Evet evet bendeniz pazartesileri çalışmıyorum efendim.Aslında işe gitmiyorum demek daha doğru sanırım , evden çalışıyorum diyelim biz buna.Olsun yine de herkesin işe gittiğini izlemek, sabah 6.30 - 7 civarı (diğer tüm günler benim de yaptığım gibi) herkesin hazırlanma telaşında olduğunu bilip yatakta gerine gerine şöyle bir kez daha popoyu ordan oraya atmak,8-9 civarı köpeğiyle gezen "geç" ve " erken" emeklileri görmek elimde kahve fincanıyla ve en güzeli nerdeyse tüm günü pijamalarla geçirebilmek beni ziyadesiyle mesut ediyor sevgili okur.(bu da nerden çıktısa böyle,içimde gizlenmiş biri daha var benim sanırım)Pazartesileri bana verilmiş bir hediye gibi,her seferinde beni daha da mutlu eden.
iyi düşün taşın
Başlangıç yazım şöyle olmalı böyle olmalı , öyle bir şey yazmalıyım ki dönüp dönüp bakmalı, gerekirse kuş kondurmalıyım ben bu yazıya şeklinde geçen aylardan sonra baktım ki nasıl başlayacağımı bulamadım ben de amann başlayayım gitsin dedim, oldu da bitti."Nasıl anlatsam nerden başlasam " faslını bir aşabilsem içimde süper şeyler çıkarırım ben ortaya da ..bakmayın başlayamıyorum.Kitap yazma girişimlerim de bu yüzden sonuca varamadı zaten benim,yoksa ne alakası olur canım tembelliğimle..
Eskiden Dost'ta şimdilerde D&R da geçirdiğim saatlerde ya tüm kitapları alma ,okuma, yere pufidik bir minder atıp bir hafta on gün orda yaşama isteğine kapılıyorum ya da " aman ne ki bunlar bir başlasam ben neler yazarım da işte, hayat derdi fırsat bulmadım henüz" ukalalığı ile çıkıyorum mekandan.Anlayacağınız gel-git akıllının biriyim ben,belki fiyakalı bir adı bile vardır bunun psikolojide.
Her neyse.. Ben geldim,hoşgeldim:)
Güzel zamanları,kötü zamanları,öyle sebepsiz sevinçleri,tasaları ,şarkıları ,şiirleri,filmleri,kitapları,"an" ları paylaşmak dileğiyle.
not: kuş kondurdum yazıma:)
Copyrighted mavi pencereli ev 2009. All rights reserved. Powered by Blogger
Blogger Templates created by Deluxe Templates
Blogger Templates by Blogger and Blogger Templates