bir an için etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bir an için etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Mayıs 2014 Pazartesi

sözün şiiirlerin mükemmelidir..



         sinop liman 2013 


Bugün Ankara'da yağmur var..Buna yağmur denmemeli belki de.. ne bileyim şiddetine göre ismi olmalıydı belki de yağmurların.. bu yağan huzur sanki.. bu yağan dinginlik..Sadece azıcık ıslanmak için dışarı çıktım ve çay kahve kokusu hiç eksik olmadı masamdan.. 


kulağımda bir müzik,anlatmaya gücüm kelimem yetmez..yüreğimde bir huzur.. tanrım hiç bozmasın..elimde şiirler..fotoğraflar.. anılara gömüldüm bugün...


okurken dinlemek için....



                                                         sinop cezaevi sabahhattin ali koğuşu




bende hiç tükenmez bir hayat vardı
kırlara yayılan ilkbahar gibi
kalbim hiç durmadan hızla çarpardı
göğsümün içinde ateş var gibi

başını göğsüme sakla sevgilim
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi

hissedince sana vurulduğumu
anladım ne kadar yorulduğumu
sakinleştiğimi durulduğumu
denize dökülen bir pınar gibi

başını göğsüme sakla sevgilim
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi


sözün şiirlerin mükemmelidir
senden başkasını seven delidir
yüzün çiçeklerin en güzelidir
gözlerin bilinmez bir diyar gibi

başını göğsüme sakla sevgilim
güzel saçlarında dolaşsın elim
bir gün ağlayalım, bir gün gülelim
sevişen yaramaz çocuklar gibi...


Sabahattin Ali

14 Kasım 2013 Perşembe

çocuklu seyahat-çocukla seyahat

Yapmam gereken tonla iş var, fena işler de değil hani, öyle çok çok mecbur falan da değilim ama dedim ya işte "bunu yapmam gerekir"  havasına girdim bir kere; sonuç kaçınılmaz: Yapmayacağım:)
Yanı başımda yığınla kitap duradursun, bilgisayarda da yarım yamalak bir word dosyası; ben burda şimdi durumla en alakasız işi yapacağım her zamanki gibi.
Bugün sabah  farkettim ki; ne zaman bir işi yapmak zorunda kalsam başka bir işte "yaratıcılığım " sınırları zorluyor benim.Tuhaf bir kaçma psikolojisi sanırım. Sabahtan bu yana yine olmadığım şey kalmadı.Gazetede yazmaya başladım mucizevi bir şekilde, sonra bir de dergiden teklif geldi, bu esnada ben sanat tarihi okumaya karar verdim, aldığım tek bir dersten kalan hevesle hala.Özel okul işlerine canım sıkıldığı için çok, iyi bir özel okulun nasıl işlemesi , hangi bölümleri içermesi gerektiği ve önceliklerinin ne olması gerektiğine dair bir rapor yazdım eni konu(kim sordu acaba bana); ne yapsam akademisyenliğe mi başvursam dedim, cık, onu da beğenmedim Türkiye'de ; dekorasyon notlarıma daldım 2 saat  kadar, bir çalışma odası, bir çatı katı ve bir de ofis tasarladım; eşyalar falan hazır hani, o kadar yani.Onlarca seyahat planladım,  2 ay kadar haftasonları bile şehir dışına çıkamayız,çok yoğunum diyen eşime inat:) 

Uzayıp giden listeler yaptım yine; kitaplar filmler, müzikler,alınacaklar, verilecekler.Bir ara instagramda neden fotoğrafların topluca silinemediğine kafayı taktım, bunun için 1-2 telefon görüşmesi bile yaptım; ben mi beceremedim acaba diye.Sonraa İstanbul'dan ev baktım, şaka değil, vallahi baktım, yeri de belli, Kuzguncuk. Ankara'dan genişçe bir apartman dairesi aldığınız fiyata İstanbul'dan 3+1 Boğaz manzaralı bir ev alıyorsunuz, İzmir de de çiftlik evi, eni konu İstanbul'da yaşamaya karar verdim. Ankara  yetmiyor, İzmir de yetmeyecek biliyorum, e ama sürekli İstanbul'da yaşamak da istemiyorum; o zaman en iyisi küçük bir ev alalım İstanbul'dan kararı verdim. Bu haftasonu gerekli parayı basarız artık evde renkli fotokopi falan. Bu İstanbul işi önemli, yaklaşık 6 ay orda yaşamaya ihtiyacım var, ancak biter işim benim.(bitmez de ,toparlanır diyelim)Bir de oğlum içinde büyüsün istiyorum biraz İstanbul'un; bir evi olsun orda, girsin çıksın.Caddelerine aşina olsun, ne zamandan beri bildiğini bilmeden gezsin ara sokaklarında.Ankara'nın nispeten tekdüzeliğine , İzmir'in huzuruna karşın koskocaman bir şehirde  , onca pisliğin, kargaşanın, sefilliğin içinde tek bir "eski" kapı görmekten mutlu olarak büyüsün, çirkinlikleri silmeyi öğrensin zihninde, güzel kareler biriktirsin, merdivenlerine aşık olsun bir sokağın.
Yok yok,bu İstanbul işi önemli. Okuldan daha önemli hatta karar verdim şimdi bak hiç okula gitmese de olur, yok benim istediklerimi öğretecek bir okul bu ülke sınırlarında.Bak yine kafa nerdeeen nereye.Bunu akşam gündeme taşıyayım ben ,kesin.Bu yazının başlığı çocukla seyahat desem size?!? Böyle işte. Bedenim  ve zamanım zihnime yetişebildiğinde sanırım pek bir üretken insan olacağım ama şimdilik düşün düşün ...
Dilimde bir şarkı pelesenk bir haftadır:
İnsan olmak yetmez, yetmiyor bazen,süperman süperman olmak lazım bazennn.



Foto:Sinop/Hamsilos Koyu

2 Ekim 2013 Çarşamba

The Lumineers - Charlie Boy




                  




Bugün sabah Modern Sabahlar'ın konusu "en son neye, hangi duruma ağız dolusu küfür ettiniz" di. Sizin de tahmin edeceğiniz üzere;  çok da şaşırtıcı bir durum yok, tabii ki  herkesin ortak derdi trafik! Ne tuhaf di mi hepimizin derdi olması, o zaman kim bu durmadan kornaya basıp, selektör yapan insanımsılar? Bence trafikte böyle bencileyin(bu sözcük gerçekten var di mi ) bir avuç "saftirik" insan var  böyle dert sahibi olup çıkıyor eni konu:)

Neyse, dönelim konumuza. Sabah enfes uyandım. Duyduğum ilk iki cümle şunlardı:

- Anne bak sana mayva(evet evet mayva) topladım çok güzel, hadi kalk da yiyelim.Sen soyar mısın anne ben soyayım mı portakalını? (elinde  sarı bir mandalla -portakal yani- bekleyen 2,5 yaşında bir mucize, çamaşırlıktan topladığı mayvalarla karşımda)

-Canım bak bugün hava tam da senin en sevdiğin gibi.

Daha ne ister ki insan hayattan..


Okula gitmeden önce kitap okuduk, boyama yaptık, oyun hamuruyla oynadık ve son olarak legoları yük yapıp kamyonlara yükledik.Okul 9 da başlıyor. Diyeceğim o ki, düşünün artık siz kaçta uyandık:) Şikayetim yok, sabahlar ayrı bir keyifli , üçümüz de evde olduğumuz için sanırım.

Hala konuya gelemedim. Yine ayrı bir yazı mı yapsam, ne yapsam, yok artık yazayım buraya.
Velhasıl çıktık evden, havada yağmur, radyoda modern sabahlar, kıkır kıkır gidiyor----uz. diyecektim ki; daha 100 metre gitmeden kilit olmuş bir trafikle burun buruna geldik. Gerekli küfürler içten içten edildi, tüm işleri okulların açılmasına bırakan zihniyet esefle kınandı ve ... baktı ki çare yok; el istemsizce "müziğim" i tıkladı.

Zamanın göreli olduğunu artık bilmeyen yoktur herhalde di mi , bizim yarım saatimizi keyiflendiren "kısaltan"  The Limunneers  oldu bu sabah.

Bu renk sabahlarda seni daha da çok seviyorum Ankara..

Bu renk  sabahlar için 60 yaşıma bir not olsun istedim.


30 Eylül 2013 Pazartesi

ev=çay+kek kokusu


Bir önceki yazının devamıydı aslında aşağıda yazdıklarım, sonra bir baktım kahve başlığının altında çayı övüyorum da övüyorum; bari dedim bunu da ayrı bir yazı yapayım.Ne yani ca'nım çayı kahvenin altında mı anlatacaktım?



fotoğraf: pinterest

Kahve mi çay mı derseniz ben çaycı olmuşumdur her zaman. Bunun en önemli sebebinin gevezeliğim olduğunun farkına vardım geçenlerde. Bir kahve içiminde bitmiyor hiç benim anlatacaklarım. Eşim sabah evden çıkmadan önce balkonda bir kahve içiyor mesela her sabah ve ben anlatacaklarımı mümkün değil sığdıramıyorum o zaman dilimine.

Ben çay insanıyım.çaydanlık sesi (kaynayan su sesi demek daha mı doğru acaba) mutlu eder mesela beni.. dört duvarı yuva yapar birden. içinde çay içilmeyen ev ev demem, çay sevmeyen insanları anlamam, hatta  hemen azıcık soğurum kendilerinden. Ne bileyim kedi sevmeyen kadın gibi.Cık, olmaz bence.  İçine azıcık bergamot karıştırılmış çaya ise taparım..

Çocukken dedem değişik çaylardan paket paket alırdı, mutfağın ortasına kocaman bir sofra bezi yayılırdı ve yine kocaman  yuvarlak bir tepsinin içinde bu çaylar karışır, harmanlanırdı. Ben bilmezdim tabii hangisinden ne kadar konacak ama bana düşen  ellerimle çayları karıştırmak , havalandırıp havalandırıp bırakmaktı.Sonra onlar teneke kutulara kaldırılır, her sabah yine dedem tarafından  gerçekleştirilen bir ritüelle demlenirdi. Her çay beğenilmezdi, su eklenmiş (haşlanmış ) çay saniyesinde anlanırdı, bir bardakla en fazla 2 kez çay içilirdi. E tabii bardak mutlak suretle ince bellliydi ve minicikti.Bu çayı kahvaltı için sanmayın ha, bu kahvaltı öncesi çaydı. Bir nevi keyif çayı, dedemin deyimiyle afyon patlatma çayı.O zamanlar herkesin neden sabahın o saatinde uyandığını,  o kadar çok ne konuştuklarını, bahçenin neden o saatte sulanması gerektiğini, uyanır uyanmaz evde uyuyan varmış yokmuş umursamadan -akşam yatmak bilmiyorsunuz sabah kalkmak bilmiyorsunuz, uyansın sıpalar- neden radyo ya da sonraları televizyon açıldığını, pazar sabahları neden hep birlikte sirk izlediğimizi, bulmacaların yarısını anneanneme sora sora çözen dedemin aslında cevapları zaten bildiğini,  emekli maaşının neden iskandinav denilen koltuk takımlarının  minderinin altında durduğunu ve emekli maaşını alır almaz ilk yapılan şeyin neden iki karton maltepe sigarası almak olduğunu , şimdiki gibi balkonda bahçede gizli gizli değil, yanımızda hem de püfür püfür sigara içildiğini tüm bu yapılanlara  neden hep bir bardak çay eşlik ettiğini ve  daha bir çok şeyi anlamazdım.. 

Şimdiyse çay demek, o sıcacık ev demek..o zamanlar sinir olduğum çay karıştırma sesi bir tebessüme dönüştü yüzümde, çayı şekerli içen birileri bile yok zaten artık etrafımda.
Çay demek yanında mis kokulu kek demek eve girer girmez kokusu içinize dolan..
Çay demek benim için, kaybetmek istemediğim her ne varsa içimde , sımsıkı sarılmak demek.

20 Eylül 2013 Cuma

sonbahar


eylül ve ekim ruhumu huzurla dolduran iki ay..bu tatlı serinlik.. bu renk.. mest ediyor beni..turuncu,sarı,yeşil, kahveye dönen evler ve koltuk kenarında bekleyen kareli diz battaniyeleri..

sahip olduğum ve olmadığım her şey için şükürler olsun..


















fotoğraflar www.pinterest.com dan alınmıştır.

4 Eylül 2013 Çarşamba

Anna Kendrick /Cups



Yollar mutluluktur ve tren camından kafamı çıkarınca hissettiğim şeydir "yaşamak"..

Şükürler olsun binlerce kez!

1 Eylül 2013 Pazar

eylül akşamı

belki benim kağıt param
bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir...


12 Ağustos 2013 Pazartesi







Şimdi ben bir kuş olsam..ve hiç evim olmasa..özler miyim ,ister miyim bir yerim yurdum olsun..yoksa aklıma bile gelmez mi telaştan.

17 Kasım 2012 Cumartesi

caddeden sokaklara




özlem tuhaf şey..
bir insanı özlemekse en tuhafı..tarifi imkansız..özledim desen.. yetmiyor..
burnunda tütmesi..tuhaf..

zaman ve mekan tuhaf şey..senin için yüzlercesinden biri olan bir sokak benim içimi titretiyor.senin için herhangi olan ağaç benim ruhumda yara...bu çalan müzik, herkese aynı hissi yaşatıyor olamaz..

gül parkına kış geldi .. kimbilir kaçıncı kez.. sen yoksun.

ölümden sonra hayat olmalı mutlaka..dünya gözüyle değilse de son bir kez sarılmalı ,insan sevdiklerine..gözünde yaşla andıklarına.

"bir kömür dumanıyle tütsülendi akşamlar
gurbete düşmüşlerin başına düştü damlar..."

11 Ekim 2012 Perşembe

eylül bitmiş

Şimdi benim en sevdiğim ay bitmiş..Canımın doğduğu, yüreğimin arındığı ay, bitmiş..
eylül tarihli bir yazı bile yazamadım.
bugün caddelerdeki ağaçlara bakınca birden gelmiş dedim bu sene güz.. bu yapraklar bir gecede mi sarardı kızardı..içime doya doya çekemedim bu güz..
yağmura uyandım bu sabah.kahvem yoktu, çayım yoktu, bir müzik kulağımda sadece, kafamda bin soru, bin telaş..
sakin kalmaya, içimde esen rüzgarı korumaya çabalıyorum.

24 Şubat 2012 Cuma

el izleri




El izi ne tuhaf şey..

ve ne anlamlı..

var olduğumuzun kanıtı gibi..

hiç bir iz bırakamazak dünyaya en azından elimizin izi var tüm eşyalarda..

sevdiğine dokunmak belki bundan bu denli güzel.

21 Şubat 2012 Salı

bugünden kalanlar



Azıcık da olsa güneşin olduğu bir Ankara 'ya uyandık bugün.. benim gibi kış/kar sevdalısı biri bile artık havalar ısınsın diyorsa düşünün artık Ankara da durum nedir:)
Zaten bana az bi tuhaf gelen bir kültür var Ankara'da, alışveriş merkezi odaklı hayatlar..(bir tek Ankara da değil tabii bu)İnsanlar Tunalı'da yürüyüş yapmayı ,oturup bir bardak çay içmeyi,sohbet etmeyi neden sevmez bu şehirde anlamadım ben.. Yeterince çok mağaza yokmuş Tunalıda, her aradığını bulamıyormuş insan, yollar çamurmuş,arabayı park derdi varmış..varmış da varmış..

bilmem..ben başka bir dünyada aşıyorum heralde. nefes alma ihtiyacımıza noldu peki? tüketmeden,mağaza mağaza dolaşmadan arkadaşlarla geçirilen saatlere ne oldu? Derdimiz yok mu bizim artık hiç anlatacak,hayallerimiz yok mu,ne bileyim dedikodu da mı yok hiç? Herşeyi paket hizmet sunan alışverişmerkezlerinde mi çözmek zorundamıyız?


Bazıları der ki..Ankarada yapacak başka bir şey yok, bir denizimiz yok ki, bizim de alışveriş merkezlerimiz var.. Cık. Bununla ilgili değil, bu bir yaşam kütürü.Kendini nereye ait hissettiğine, özüne, ruhuna bağlı sadece.. İzmir de de bir dolu alışveriş merkezi var ve onlar da dolup taşıyor..demekki mesele hangi şehirde olduğundan öte bir şey.. nerde olmayı ,nasıl yaşamayı tercih ettiğin..


yanında bir dost varsa, önünde bir bardak çay.. tamamdır. ister izmir de ol,ister ankarada,mutlusundur.ve aslolan budur.ha derseniz ki ankarada mı dostla bir bardak çay izmir de mi? e o zaman diyecek lafım yok..ama kimse de kendi tercihlerini sorgulamak yerine faturayı yaşadığı şehre kesip durmasın:)


Malum soğuk bir kış günü olduğu için Tunalı nerdeyse bomboştu bugün. Yine o rengarenk kafalı, ilginç yaşlı teyzelerden vardı bolca.En çok Erzincan Mandra ve Takva tavukçunun çalışanlarına acıyorum ya ben Tunalıda, bu teyzeler onları saatlerce esir alıyor bir parça izmir tulum için.. Fenalık geçiriyorsunuz beklerken,yemin ederim eşinin teyzesinin torununu anlatanı bile duydum ben,o kadar yani:)


neyse.. biz bugün keyifli bir gün geçirdik cafe des cafes de. benim olmasını hayal ettiğim yer,kimbilir beki bir gün ha ,olamaz mı;)


çikolatalı cheesecake+çay ve adına aşık olup sonra da içmeyi unuttuğum bişi.bi sonrakine artık:)


Tunalı ya kadar gidip ritüelimi tamamlaadan olur mu,tabii ki kendimi yine filmlerin içine attım ve bunları aldım:


descentas/senden bana kalan


the help


tinker tailor soldier spy/köstebek


the iron lady/demir leydi


artist


extremely loud&incredebly close


evet bildiğiniz,çoğu oscar adayı..bakalım, bu hafta geleneksel oscar haftası,gömülelim filmlere:)

izleyeyim,tek tek yazacağım hepsini.

9 Aralık 2011 Cuma

ilk kar



Ankara'ya bu kışın ilk karı düştü.. en sevdiğim..
iki adım ötemde çamlara düşerken musmutlu kar taneleri ben de gülümsedim sebepsizce.. oğlumu düşündüm..doğduğu günü anımsadım,evlendiğimiz günü anımsadım..kar bana hep mutluluk getirdi, hep karşılık verdi sevgime..


bu kış da yine..sıcacık sar bizi..

4 Eylül 2011 Pazar

güz



güz gelince..bir tatlı huzur sarıyor beni..yer gök sarıya döndükçe..çıtırdadıkça yapraklar ayaklarımın altında..



yaşamak ne güzel şey..

eylül..



En sevdiğim..sıcacık..sarı yapraklı..tende rüzgar..havada aşk.. dallarda at kestanaleri..yerlere dökülmüş elmalar..canımın doğduğu ay.. eylül gelmiş..ruhuma,içime,tenime huzur getirmiş..

hoşgelmiş..

26 Haziran 2011 Pazar

begonvil

öyle güzel ki hayat!!

huzur..

içtiğin bir bardak çay,yuvanın balkonunda..

koltuğunda nice dertlerini anlattığın kocana..güldüğün,ağladığın..sevdiğin,sevildiğin..kadeh tokuşturduğun,2. dubleden sonra Müzeyyen Abla dinlediğin..

bir balkon..

geceleri parktan gelen fıskıye sesleri..

huzur..

sarıldığın ten..

huzur..kurduğun hayaller...

evim..

huzur..

oğlumun nefesi..

9 Mayıs 2010 Pazar

mavi uçurtma

Gözlerimi açtım,mavi bir uçurtma gördüm.Kedim de görmüş..pencerede ikimiz..bambaşka umutlarla kedimle ikimiz..Camdan baktık saatlerce..
Bugün yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..sakin..dingin...sessiz..tıpır tıpır yağmur arada..

öyle karışıktı ki aklım..rengarenk hayatlar içinde solmuş kalmış gibi.sabahları geri geri giden ayaklar..konuşan insanlar,tükenen tahammülüm.Düşünmekten yorgun,uykuya hasret bir zihin.İçten içe kurulan hayaller..Sorgulamalar, yargılamalar..

Bugün..bugünse yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..dinlen..sakin..yavaş..hayat çok güzel der gibi..

Benimle birlikte dinlemek için..
http://fizy.com/#s/1aitcu

4 Mayıs 2010 Salı

bisiklet


Kırmızı bir bisikletim olsun.Sımsıcak bir havada balık tutanların yanından geçeyim rüzgar değerken ılık ılık yüzüme..Kovada balıklar olsun.Akşam olsun hafif hafif..ve sonra mutlaka sofrada rakı olsun.Gönülde aşk olsun..karşımda yar olsun..Hayat hep biraz çakır olsun..
Ne bileyim olsun işte..

9 Nisan 2010 Cuma

bahar dalları


Bahar dalları sarsın içimizi hafif rüzgarlarlarla, değsin geçsin tenimize..

28 Ocak 2010 Perşembe

kar yağıyor..



Gökten usul usul huzur yağıyor yüreğime , elimde sıcacık salebim mis tarçın kokulu.


Hayata bir kez daha teşekkür ediyorum.