12 Eylül 2011 Pazartesi

anane şarkısı




Dün akşam annem,ananem ve teyzem geldi,oğluşu görmeye . Dünden bu yana ananemin inanılmaz repertuarı karşısında dilim tutuluyor:)
İşte bir örnek:


Oğlum oğlum oğlancık
Ne küpe ister ne boncuk
Kızların hepsi kancık
Hem küpe ister hem boncuk
Oğlum oğlum ol başı
Oğlum olucak binbaşı

ve fevkaladenin fevkinde bir örnek daha:


tapşini tapşini tapşini
gel babası öp şunu
tapşini tapşini tapşana
kızlar gider hamama
hamamın yolu otludur
...'ın götü bokludur.

Badem'in bir şarkısı vardı:
beni ben olduğum/torunun olduğum için/hiç birşey beklemeden hep sevdin sen anane diye..

ne sıcak bi'şey bu.. birine ananeee diye seslenebilmek ne güzel..

4 Eylül 2011 Pazar

güz



güz gelince..bir tatlı huzur sarıyor beni..yer gök sarıya döndükçe..çıtırdadıkça yapraklar ayaklarımın altında..



yaşamak ne güzel şey..

eylül..



En sevdiğim..sıcacık..sarı yapraklı..tende rüzgar..havada aşk.. dallarda at kestanaleri..yerlere dökülmüş elmalar..canımın doğduğu ay.. eylül gelmiş..ruhuma,içime,tenime huzur getirmiş..

hoşgelmiş..

3 Ağustos 2011 Çarşamba

zülfü livaneli




Geçen sene bu zaman Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat'ı nı okuduktan ve bayıldıktan sonra bu sene kendime Z.Livaneli ayı yaptım ve diğer kitaplarını ardarda okudum.En çok satanlar listesinde gözüme sokulan Serenad'ın bunda payı büyük.Bu süreçten sonra kendimle ilgili tespitlerim şunlardır:


1. Biyografi/otobiyografi okumaya bayılıyorum. Başka bir hayat, günlük hayatın içinde sıradan olan ayrıntıların birden yazarla ortak noktam oluvermesi beni yazara yakınlaştırıyor,sevdiriyor,onu benim gözümde ete kemiğe büründürüyor. Böylece ; yazdıkları hayal dünyasındaki karakterler ve olaylar olmaktan çıkıyor, bir zihnin kurguladığı olaylar oluyor ve ben bu zekayı seviyorum.


2. Bir yazarın bütün kitaplarını ard arda okumayı seviyorum.Tanıdık birinden-sevdiğim birinden- hikaye dinler gibi oluyor. Ne bileyim buz gibi naneli limonata eşliğinde bir yaz akşamüzeri sohbeti gibi.. hava karardıkça daha da keyiflenen, zamanı durdurmak istediğiniz. Sonra kitaplar tükenince hevesle beklemeye başlıyorum yeni kitabı. Uzun zamandır görüşmediğin dostun görüşmediğiniz zamanlarda yaptıklarını dinler gibi hevesli.



Birine kitap önermek,mutlaka oku gibi iddialı cümleler kurmak haddim değil,zaten bence doğru da değil.Beklenti meselesi,zevk meselesi..Ben sadece nacizane kitapların bende bıraktığı duygudan söze edebilirim-ki edebi bir kimliğim de olmadığına göre,aslında kitabın bende bıraktığı tat kimsenin umrunda da değildir:) Olsun,benim umrumda. Kendi hayatıma not düşüyorum;)



Sevdalım Hayat: Sanırım favorim bu.Ne güzel bir hayat.. ne sabırlı.. ne ince ince işlenmiş..ne güzel dostlar..


Engereğin Gözü: Hürrem li geçen bir kışın ardından Osmanlı Hareminin o mistik havasını iyice içime çektim..enfes bir dildi.zorlama tek bir cümle bile yoktu..



Arafat'ta Bir Çocuk: İtiraf ediyorum ki, öğretmen kimliğim fazla öne çıktı bu kitabı okurken. Arada kalmışlığı,ön yargıları,Yılmaz'a yapılanları okumaya yüreğim dayanmadı, ofladım pufladım durdum. kaçmayı tercihe eden yanım ağır bastı yani..Ben beğendim..



Leyla'nın Evi: Yaşlanınca nasıl biri olacağım,nasıl görüneceğim tarzı "kaygı"larımla bütünleşen bir kitap oldu bu. Çok sevdim. İnsan denen varlığın hem ne güzel hem ne çirkin olduğunu, herbirimizin yüreğimizde yaşadığımız gel-gitleri-toplum denen "şey" in içinde "boğulmuşluğumuzu" anımsattı bana.


Leyla'yı , Rukiye'yi,Yusuf'u,Roxy'i, Ömer'i,Ali Yekta Bey'i,Necla'yı..hepsini sevdim..insan oldukları için. tüm insansı yanları barındırdıkları,onları anladığım için..


ve en çok da Leyla'nın evinden gizlice götürülen tüm o eşyaların sessizce geri geliverişini sevdim..




Son Ada: Sanırım ben siyasetin farklı sunuluş biçimlerinden hazetmiyorum hiç.Kitabın arka kapağında şöyle diyor:



Livaneli Son Ada'da ,asında hepimizin aşina olduğu düşsel bir ülkede yaşanan olayları alegorik bir anlatımla verirken,politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahelelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.


Tam da bu işte benim hoşlanmadığım durum. Alegorik anlatım?? cık,sevemedim:)Eleştirmen falan olmadığıma göre, bunu neden sevmediğimi, bu kitabın bu tarzın "iyi" kitaplarından olup olmadığını sorgulamak ya da açıklamak zorunda değilim. Yaşasın! Ben sıradan bir okurum ve sadece sevmedim deme hakkımı kullanıyorum.



Bir Kedi,Bir Adam, Bir Ölüm: Kitabı elime alınca ilk önce Yaşar Kemal'in düştüğü notu gördüm kapakta: "Gerçek bir şahaser!..."


Ne tuhaf diye düşündüm. İnsanın en yakın arkadaşı Yaşar Kemal olur mu yahu, bu nasıl bir hayattır?!? Ne konuşurlar acaba , hep sanattan edebiyattan siyasetten konuşacak değiller ya hani, ne bileyim çocukların derdinden, yolun kazılmış olmasından falan da dertlenmezler mi ki birbirlerine.. Düşün şimdi en yakın arkadaşı Yaşar Kemal ve O'nun da Zülfü Livaneli! Telefonda cevapsız arama: Zülfü!

Herneyse işte, dedim ki kendi kendime, bu ikisinin birbirlerinin kitapları hakkında yorum yapmaması lazım ; yani şimdi allahaşkına Yaşar Kemal'in Z.Livaneli'nin bir kitabını beğenmemesi mümkün müdür(ya da aksi durum).. Konuştukça güzelleşen insanlar gibi, herkesin annesinin çok güzel olması gibi.. Bu denli yakın iki dostun birbirinin kitabını vs beğenmemesi söz konusu o-la-maz :) (bence)


İşte ilk hislerimin bunlar olduğu kitap bitince ise..tek yaptığım Yaşar Kemal 'e katılmak oldu.Stockholm'de geçen bu enfes hikayede de siyaset vardı ama bunu çok sevdim.Farklı ülkelerden gelen insanların ortak yaşamlarını zaten severim, bu hikaye ise tamamen sardı beni.(Başka başka milletlerden arkadaşlarım olmasına özenmişimdir hep,daha bir çok şeye özendiğim gibi)


Stockholm' de mülteci olarak yaşayan Sami, Türkiye'de yok yere öldürülen(haklı bir ölüm varmış gibi, ne saçma bir kalıp bu böyle) sevgilisi Filiz, o dönem Türkiye'den kaçmak zorunda kalışlarının imza yetkilisi bakan, Şilili bir hırçın genç kız Clara... içiçe geçmiş bambaşka hayatlar..okuyun derim.




26 Haziran 2011 Pazar

begonvil

öyle güzel ki hayat!!

huzur..

içtiğin bir bardak çay,yuvanın balkonunda..

koltuğunda nice dertlerini anlattığın kocana..güldüğün,ağladığın..sevdiğin,sevildiğin..kadeh tokuşturduğun,2. dubleden sonra Müzeyyen Abla dinlediğin..

bir balkon..

geceleri parktan gelen fıskıye sesleri..

huzur..

sarıldığın ten..

huzur..kurduğun hayaller...

evim..

huzur..

oğlumun nefesi..

4 Nisan 2011 Pazartesi

nisan yağmurları

Bir ömür geçmiş gibi..oysa oğlum sadece 2 aylık.. anne oldum.. . hiç aklımda yokken, sevgiliyle "olsa ne güzel olur di mi " diye ara ara konuşup konuşup unuttuğumuz günlerin birinde farkında bile olmadan anne oldum;)
evet çok güzelmiş..
evet kokusunu içine çekmek herşeyden güzelmiş..
evet bir bakışı ömre bedelmiş..
evet gülüşü dünyayı aydınlatıyormuş...
ve evet çook zormuş..

şimdi bugün herkesin radyasyonlu olduğunu iddia ettiği bu güzelim nisan yağmuru var penceremin dışında.. ve ben hiç olmadığım kadar huzurluyum..

24 Kasım 2010 Çarşamba

benim bütün rüyalarım seninle

Öyle çok özledim ki seni..evet görmeden henüz.duymadan kokunu..bu ben miyim?ben miyim bütün bunları yaşayan, hisseden?
öyle çok özledim ki seni..
gel oğluşum, gel sımsıcak sar içimi..bırak tüm sevgimi fısıldayayım kulaklarına..gel gözlerinde babanı göreyim, bakışında..seneler geçsin ve sen hep O'nun gibi gül..
Tek bir hayal var gözümde canlanan..Çok mu şey istiyorum Tanrı'dan..
Korkuyormuş insan ; o eskilerin "aman sağ salim olsun" ları boşuna değilmiş..
Ama annem bir gün senin de..bizim gibi..bukle bukle saçların olsun..güneşte parıldayan...
Anne oluyorum..
Her gün yaşadığım her anı içime içime çekiyorum..

12 Temmuz 2010 Pazartesi

arabesk oldum





Ne zamandır bakamadım c'anım bloğuma, bir zaman sonra da o kadar çok şey birikti ki yazmak istediğim, konunun başını kaçırmış öğrenciler gibi "offf hiç bir şey yapamıyorum" demeyi tercih ettim.Beni özlediğini ifade eden herkese çook teşekkür ederim:)


Temmuzu ortaladıK ama ben yaz moduna gireli sadece bir iki gün oluyor.Malum Ankara'da yaşayan herkes bilir havalar da pek izin vermedi aslında yazın geldiğini anlamamıza.Şİkayetçi miyim yağmurdan?Aslaa! Bayıldım öyle çıldırmış gibi yağmasına.Gel gör ki mayısta çıkardığım yazlık elbiseler giyilme şerefine henüz dün nail oldular.(doğru mu ki bu sözcük?)Biraz da işten güçten anlamadım işte yaz geldi geçiyor. Geçen akşam kocişkoyla balkonda sohbet ederken öyle havadan sudan ben başladım yine "gördün mü yaz bitti de ben daha ne zaman Balıkesir'e gideceğim de ne zaman tatile çıkacağız..Kardeşimi de özledim neden bizim Ankara'da kimsemiz yok, böyle herkes başka yerlerde........." Sonuç : "N'apalım aşkım, olsun bunun da güzel yanları var bak diyen bir aşk ve gece rüyasında takvim gören bir şahsiyet! Bendeniz! İnsan rüyasında takvim görür mü ya, ben gördüm,üstelik 1 eylüldü ve ben tatilim bitti işte hiç birşey anlamadım diye üzülüyordum takvime bakarken.Böyle bir içe işleme olayı olmuş yani bana;) Bu arada allahaşkına bu dünyada rüya dinlemeyi sevmeyen tek kişi ben miyim? Ödüm kopuyor biri bana orda başlayıp aslıda orası olmayan yerlerde biten bir rüya anlatacak diye. Çok sıkıcı! Napayım yani sen kendini yüzerken gördüysen ama sen sen değilsen de ablansa, üstelik yüzgeçlerinde kalem kağıt varsa, sonra aniden sizine eve gitsen yüze yüze ama aslında orası sizin ev olmasa.... Üff daraldım.Söylenecek tek cümle var:Toton açıkta kalmış:)


(Onca laf ettim ma ben de anlattım di mi az önce azıcık da olsa rüya,silmeyeyim bari rüya kısmını silince geriye bişey kalmıyor,dursun)


Neyse..Evdeyim ve ne yapıyorum?Dizi izliyorum tabii ki! Her yaz başında yaptığım gibi.On gün sürer şimdi bu böyle.Ta ki ben kendi kendime napıyorum nerdeyim hangisi gerçek hangisi dizi diyene kadar.Yok yok şaka değil, bakmayın 30 yaşında falan olduğuma siz benim ben fazla bütünleşiyorum dizi ve film karakterleriyle.Mesela 80lerden kalma Cosby Show'u bile izlediğim şu günlerde Olivia ve Rudy hayatımın baş karakterleri.Sonra Grey's Anatomy'ye geçip Sloan'a aşk yaşıyorum,Yang ile birlikte ameliyatlara ben de girmek istiyorum.Ally Mcbeal ise en çok kendimi bulduğum karakter.Bir de psikoloğa gitmeyi kesse de ben de rahatlasam kendimle mutlu mutlu;) Two and a Half Man deki Charlie sizce de ilk sezona göre daha çok abisine benzemiyor mu? Noldu,birlikte çok vakit geçirmekten bunlar birbirine mi benzemeye başladı?



Ne dinliyorum?Bekleyin süper cevap geliyor:


Işın Karaca-Arabesk


İçimdeki arabesk de böylece kendini dışa vurdu.Hatta gaza gelip Şevval Sam'ın Arabesk albümünü de aldım ama yok o ağır geldi bana.Işın Karaca gibi mutlu mutlu söylesin ne o öyle rakı masasında mırıldanır gibi,dert sahibi oldum vallahi.Işın öyle mi! Dert ben de derman sendeee




Ne okuyorum?Aslında taze bitti ama yenisine başlamadığıma göre henüz bunu yazayım:


Ahmet Ümit-İstanbul Hatırası


Neyini sevdim:İstanbul'u o dünyanın dört yanından gelip karış karış gezdikleri bizimse üç beş caddeden ibaret saydığımız o c'anım şehri, sokaklarını,değerini anlatmasını.


Neyini sevmedim: Bölüm aralarındaki mitoloji özentisi yazıları.Alıntı alıntı alıntı.Ne gerek vardı ki?


Polisiye roman olduğuna göre,katili doğru tahmin ettim mi?Hayır.Aferin hoşuma gitti bu ama. Zaten ..Hani..Neyse şimdi okumamış olanların tadını kaçırmayayım.


İşte böyle..Benden şimdilik bu kadar..




9 Mayıs 2010 Pazar

mavi uçurtma

Gözlerimi açtım,mavi bir uçurtma gördüm.Kedim de görmüş..pencerede ikimiz..bambaşka umutlarla kedimle ikimiz..Camdan baktık saatlerce..
Bugün yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..sakin..dingin...sessiz..tıpır tıpır yağmur arada..

öyle karışıktı ki aklım..rengarenk hayatlar içinde solmuş kalmış gibi.sabahları geri geri giden ayaklar..konuşan insanlar,tükenen tahammülüm.Düşünmekten yorgun,uykuya hasret bir zihin.İçten içe kurulan hayaller..Sorgulamalar, yargılamalar..

Bugün..bugünse yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..dinlen..sakin..yavaş..hayat çok güzel der gibi..

Benimle birlikte dinlemek için..
http://fizy.com/#s/1aitcu

4 Mayıs 2010 Salı

bisiklet


Kırmızı bir bisikletim olsun.Sımsıcak bir havada balık tutanların yanından geçeyim rüzgar değerken ılık ılık yüzüme..Kovada balıklar olsun.Akşam olsun hafif hafif..ve sonra mutlaka sofrada rakı olsun.Gönülde aşk olsun..karşımda yar olsun..Hayat hep biraz çakır olsun..
Ne bileyim olsun işte..