Bir ömür geçmiş gibi..oysa oğlum sadece 2 aylık.. anne oldum.. . hiç aklımda yokken, sevgiliyle "olsa ne güzel olur di mi " diye ara ara konuşup konuşup unuttuğumuz günlerin birinde farkında bile olmadan anne oldum;)
evet çok güzelmiş..
evet kokusunu içine çekmek herşeyden güzelmiş..
evet bir bakışı ömre bedelmiş..
evet gülüşü dünyayı aydınlatıyormuş...
ve evet çook zormuş..
şimdi bugün herkesin radyasyonlu olduğunu iddia ettiği bu güzelim nisan yağmuru var penceremin dışında.. ve ben hiç olmadığım kadar huzurluyum..
4 Nisan 2011 Pazartesi
24 Kasım 2010 Çarşamba
benim bütün rüyalarım seninle
Öyle çok özledim ki seni..evet görmeden henüz.duymadan kokunu..bu ben miyim?ben miyim bütün bunları yaşayan, hisseden?
öyle çok özledim ki seni..
gel oğluşum, gel sımsıcak sar içimi..bırak tüm sevgimi fısıldayayım kulaklarına..gel gözlerinde babanı göreyim, bakışında..seneler geçsin ve sen hep O'nun gibi gül..
Tek bir hayal var gözümde canlanan..Çok mu şey istiyorum Tanrı'dan..
Korkuyormuş insan ; o eskilerin "aman sağ salim olsun" ları boşuna değilmiş..
Ama annem bir gün senin de..bizim gibi..bukle bukle saçların olsun..güneşte parıldayan...
Anne oluyorum..
Her gün yaşadığım her anı içime içime çekiyorum..
öyle çok özledim ki seni..
gel oğluşum, gel sımsıcak sar içimi..bırak tüm sevgimi fısıldayayım kulaklarına..gel gözlerinde babanı göreyim, bakışında..seneler geçsin ve sen hep O'nun gibi gül..
Tek bir hayal var gözümde canlanan..Çok mu şey istiyorum Tanrı'dan..
Korkuyormuş insan ; o eskilerin "aman sağ salim olsun" ları boşuna değilmiş..
Ama annem bir gün senin de..bizim gibi..bukle bukle saçların olsun..güneşte parıldayan...
Anne oluyorum..
Her gün yaşadığım her anı içime içime çekiyorum..
12 Temmuz 2010 Pazartesi
arabesk oldum

Ne zamandır bakamadım c'anım bloğuma, bir zaman sonra da o kadar çok şey birikti ki yazmak istediğim, konunun başını kaçırmış öğrenciler gibi "offf hiç bir şey yapamıyorum" demeyi tercih ettim.Beni özlediğini ifade eden herkese çook teşekkür ederim:)
Temmuzu ortaladıK ama ben yaz moduna gireli sadece bir iki gün oluyor.Malum Ankara'da yaşayan herkes bilir havalar da pek izin vermedi aslında yazın geldiğini anlamamıza.Şİkayetçi miyim yağmurdan?Aslaa! Bayıldım öyle çıldırmış gibi yağmasına.Gel gör ki mayısta çıkardığım yazlık elbiseler giyilme şerefine henüz dün nail oldular.(doğru mu ki bu sözcük?)Biraz da işten güçten anlamadım işte yaz geldi geçiyor. Geçen akşam kocişkoyla balkonda sohbet ederken öyle havadan sudan ben başladım yine "gördün mü yaz bitti de ben daha ne zaman Balıkesir'e gideceğim de ne zaman tatile çıkacağız..Kardeşimi de özledim neden bizim Ankara'da kimsemiz yok, böyle herkes başka yerlerde........." Sonuç : "N'apalım aşkım, olsun bunun da güzel yanları var bak diyen bir aşk ve gece rüyasında takvim gören bir şahsiyet! Bendeniz! İnsan rüyasında takvim görür mü ya, ben gördüm,üstelik 1 eylüldü ve ben tatilim bitti işte hiç birşey anlamadım diye üzülüyordum takvime bakarken.Böyle bir içe işleme olayı olmuş yani bana;) Bu arada allahaşkına bu dünyada rüya dinlemeyi sevmeyen tek kişi ben miyim? Ödüm kopuyor biri bana orda başlayıp aslıda orası olmayan yerlerde biten bir rüya anlatacak diye. Çok sıkıcı! Napayım yani sen kendini yüzerken gördüysen ama sen sen değilsen de ablansa, üstelik yüzgeçlerinde kalem kağıt varsa, sonra aniden sizine eve gitsen yüze yüze ama aslında orası sizin ev olmasa.... Üff daraldım.Söylenecek tek cümle var:Toton açıkta kalmış:)
(Onca laf ettim ma ben de anlattım di mi az önce azıcık da olsa rüya,silmeyeyim bari rüya kısmını silince geriye bişey kalmıyor,dursun)
Neyse..Evdeyim ve ne yapıyorum?Dizi izliyorum tabii ki! Her yaz başında yaptığım gibi.On gün sürer şimdi bu böyle.Ta ki ben kendi kendime napıyorum nerdeyim hangisi gerçek hangisi dizi diyene kadar.Yok yok şaka değil, bakmayın 30 yaşında falan olduğuma siz benim ben fazla bütünleşiyorum dizi ve film karakterleriyle.Mesela 80lerden kalma Cosby Show'u bile izlediğim şu günlerde Olivia ve Rudy hayatımın baş karakterleri.Sonra Grey's Anatomy'ye geçip Sloan'a aşk yaşıyorum,Yang ile birlikte ameliyatlara ben de girmek istiyorum.Ally Mcbeal ise en çok kendimi bulduğum karakter.Bir de psikoloğa gitmeyi kesse de ben de rahatlasam kendimle mutlu mutlu;) Two and a Half Man deki Charlie sizce de ilk sezona göre daha çok abisine benzemiyor mu? Noldu,birlikte çok vakit geçirmekten bunlar birbirine mi benzemeye başladı?
Ne dinliyorum?Bekleyin süper cevap geliyor:
Işın Karaca-Arabesk
İçimdeki arabesk de böylece kendini dışa vurdu.Hatta gaza gelip Şevval Sam'ın Arabesk albümünü de aldım ama yok o ağır geldi bana.Işın Karaca gibi mutlu mutlu söylesin ne o öyle rakı masasında mırıldanır gibi,dert sahibi oldum vallahi.Işın öyle mi! Dert ben de derman sendeee
Ne okuyorum?Aslında taze bitti ama yenisine başlamadığıma göre henüz bunu yazayım:
Ahmet Ümit-İstanbul Hatırası
Neyini sevdim:İstanbul'u o dünyanın dört yanından gelip karış karış gezdikleri bizimse üç beş caddeden ibaret saydığımız o c'anım şehri, sokaklarını,değerini anlatmasını.
Neyini sevmedim: Bölüm aralarındaki mitoloji özentisi yazıları.Alıntı alıntı alıntı.Ne gerek vardı ki?
Polisiye roman olduğuna göre,katili doğru tahmin ettim mi?Hayır.Aferin hoşuma gitti bu ama. Zaten ..Hani..Neyse şimdi okumamış olanların tadını kaçırmayayım.
İşte böyle..Benden şimdilik bu kadar..
9 Mayıs 2010 Pazar
mavi uçurtma
Gözlerimi açtım,mavi bir uçurtma gördüm.Kedim de görmüş..pencerede ikimiz..bambaşka umutlarla kedimle ikimiz..Camdan baktık saatlerce..
Bugün yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..sakin..dingin...sessiz..tıpır tıpır yağmur arada..
öyle karışıktı ki aklım..rengarenk hayatlar içinde solmuş kalmış gibi.sabahları geri geri giden ayaklar..konuşan insanlar,tükenen tahammülüm.Düşünmekten yorgun,uykuya hasret bir zihin.İçten içe kurulan hayaller..Sorgulamalar, yargılamalar..
Bugün..bugünse yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..dinlen..sakin..yavaş..hayat çok güzel der gibi..
Benimle birlikte dinlemek için..
http://fizy.com/#s/1aitcu
Bugün yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..sakin..dingin...sessiz..tıpır tıpır yağmur arada..
öyle karışıktı ki aklım..rengarenk hayatlar içinde solmuş kalmış gibi.sabahları geri geri giden ayaklar..konuşan insanlar,tükenen tahammülüm.Düşünmekten yorgun,uykuya hasret bir zihin.İçten içe kurulan hayaller..Sorgulamalar, yargılamalar..
Bugün..bugünse yazdan önce verilmiş bir hediye gibi..dinlen..sakin..yavaş..hayat çok güzel der gibi..
Benimle birlikte dinlemek için..
http://fizy.com/#s/1aitcu
4 Mayıs 2010 Salı
bisiklet

Kırmızı bir bisikletim olsun.Sımsıcak bir havada balık tutanların yanından geçeyim rüzgar değerken ılık ılık yüzüme..Kovada balıklar olsun.Akşam olsun hafif hafif..ve sonra mutlaka sofrada rakı olsun.Gönülde aşk olsun..karşımda yar olsun..Hayat hep biraz çakır olsun..
Ne bileyim olsun işte..
20 Nisan 2010 Salı
yağmur

Bir gün ben yurdun camından bakarken Beytepe'ye doğru , kaçışan insanlara ya da belki hiç aldırmayanlara yağmur yağıyordı çisil çisil..
Bir gün yine yolları hayal ederken yağmur yapıyordu usul usul , lisedeki koridorun camından..
Bir gün ben..yine yağmur yağarken ..öyle doluydu içim, öyle hüzün yüklüydüm..yüzümden okurlar sanırdım ne olmuş bana.anlamasınlar isterdim,sevmem ki duymayı kendi sesimden beni.
bir gün yağmur yağarken ben 7. caddede..yürüyordum..gözümde yaş usul usul, rüzgarlar savurup geçmişti, dingindim şimdi.
bir gün ben..yağmur yağarken yine.hep o aynı müzik vardı kulağımda..
"herşey olur her şey büyür..
her şey geçer hayat kalır.."
yalnızlığım geçerdi dinleyince.en az bir kişi daha ben gibi.benim gibi..
hayat..
19 Nisan 2010 Pazartesi
ege'den...(şirince)
Hava güneşli ama buzzz gibiydi biz Şirince deyken, e şaşıracak bir durum ok, şubattı sonuçta;)Bu ege Sofrası'nın camında bir yazı vardı :"İçerisi sıcacık" diye:) Vallahi öyle üşümüştük ki hemen girdik içeri ve misss gibi kuru fasülye pilav yedik.Hala da tadı damağımdadır yani.Yolunuz Şirince'ye düşerse -ki bence düşürün- mutlaka Ege Sofrasında yemeklerden tadın.
Ne güzel bir girişi di mi bu arada?
Evin camına yansıyan minik tatlı yuvarlık turuncular ne sizce?Evet;)portakal :)
12 Nisan 2010 Pazartesi
çalışma köşeleri
Yaşam odamızın bir köşesini çalışma köşesi yapma fikrimiz yaklaşık bir seneden beri var, ikimiz de akşamları da çalışmak zorunda kalıyoruz bazı bazı ve taaa çalışma odasına gidip ayrı kalmak istemiyor canımız:)Bu konuda bir girişimimiz oldu, enfes bir beyaz masa aldık Mudo Concept'den ancak ciddiyetsizlikleri ile bizi yıldırdılar ve ürünü iade ettik.Böylece o ca'nım pencerenin önü , minik japon lambalarıyla bezendikten sonra yine öyle bomboş kalıverdi:)Şimdi bahar yüzünü gösterdikçe o boşluk gözümü tırmalamaya başladı ve yine hayallere daldım.
Çalışma köşesi fikri evet harika ama yoksa oraya rengarenk minderleri olan beyaz bir kanepe mi alsak?
Beyaz raflarla orda okuma köşesi mi yapsak?Şöyle rahat keten beyaz bir ikili koltuk..Belki de daha canlı bir şey, ne de olsa herşey zaten beyaz- açık kahve tonlarda.Sapsarı bir örtü belki:)
Eee bu ilk ikisi aslında nerdeyse aynı hayalmiş, yazınca anladım:)
Hayal kurmak, kocişkoyla boşluğa bakıp bakıp şunu mu yapsak bunu mu yapsak diye konuşmak bence bu hayalin gerçekleşmesinden bile güzel!
Ben her an başka bir fikirle tepesindeyim zavallının ; o ise elinde bir lazer metre ölçüp biçip bizim şu boyutlarda bir şeye ihtiyacımız var diyor.Ben tam heves heves anlatıyorum :
-Aşkımmm şuraya da bir raf mesela, üzerine minik çiçekler koyarız,kalemlikler.." derkennn o ne diyor hadi bilin:)
-Tamam canım o zaman sen bir bak rafın kaça kaç olmasını istiyorsun, şuraya kadar mı gelsin buraya kadar mı?Kaç tane raf olsun?Nerden başlasın tam?Üzerine ne koyacaksın, ne kadar taşımalı?
-Aşkım işte ben kalemlik, çiçek..
-Niloş bak çiçek diyorsun sonradan bunu tamamen kitaplık yapmak istemeyesin?
- Ya canım sen en ağır şeyleri taışayacak gibi yap, ben bazen hafif şeyler koyarım bazen ağır.
- Tamam o zaman şu ferforjelerden vazgeçeceksin, bunların taşıyabileceği yük belli.Sen başka ferforje seç, daha büyük olsun.Raflara da bir daha bir bak da canım , daha kalın bir şeyler seç.
-Yaaa, neden ama..Onları sevmiyorum ben bunları istiyorum..
İşte böyle:)
Neyse efendim demek istediğim şu ki evde bir çalışma köşesi (masa+raflardan oluşan) ya da yine çalışma köşesi(rahat bir koltuk+raflar) yapacağız.Ama ne zaman;)
Kendi zevkimize uygun mobilyaya bir gün bir yerde rastladığımız zaman.
İnternetten fikirler çaldım, sizinle de payşayım.Son fotoğraftaki çalışma masası benim favorim, kısa bir İstanbul seyehatimiz var yakında, fırsat bulur da Çukurcuma'ya gidersek, ordan da bu köşe için bir şeyler bulursak ne ala, bulamazsak sanırım yazın artık nereye gidersek ordaki marangozlardan birine şu son masadan yaptıracağım.Mavisi Ege'den olsun diye;)
Bu fikri bu yaz uygulamaya koyacağım hemen ama ben fikri bol, yeteneği az bir insancık olarak şu yazıyı üzerine nasıl yazarım bilmiyorum,Yapınca/yaptırınca sizlerle de paylaşırım.
9 Nisan 2010 Cuma
5 Nisan 2010 Pazartesi
an education-aşk dersi

Neden eğitim alırız?
Aileler her zaman doğruyu mu yapar?
Çocuğun iyiliğini istemek nedir?
Çalışmak sadece para için midir?
Kime aşık oluruz?
Size tüm hayallarinizi sunan bir adama aşık olmamak mümkün müdür?
Para tüm değer yargılarını görünmez kılabilir mi?
gibi gibi gibi bir dolu soruyla dolu, mutlaka izlenmesi ve izletilmesi gereken bir film bu.Özellikle de üniversiteyi bitirir bitirmez evlenip "eşim yeterince çalışıyor ,benim çalışmama gerek yok" gibi düşünceleri olan kadıncıklara.
Söylemeden geçemeyeceğim film harika kostümlerle dolu, 60ların havası sahnelerin içine işlemiş.Londra sokakları , evdeki koltuklar, aynalar, saçlar, müzikler her şey herşey çok güzel..
Ve tabii bir de Carey Mulligan var,harika bir oyunculuk çıkarmış. Not düşelim ve ileriki yılları bekleyelim..
Beyazperdeden alınmış konusu ise şöyle:
Yıl 1961; savaş sonrası, Beatles öncesi dönem Londra’sında...16 yaşında zeki ve çekici bir genç kız olan kadınlığa geçişin eşiğinde olan Jenny (Carey Mulligan); Londra’nın banliyölerinden Twickenham’daki odasında Juliette Greco şarkıları söyleyip daha özgür ve Gauloise kokulu bir hayatın hayallerini kurmaktadır. Yağmurlu bir Londra sabahında Jenny’nin rutin hayatı “uygunsuz” bir aşık olan 30 yaşlarındaki David (Peter Sarsgaard)’in gelişyle alaşağı olur. Parlak bir öğrenci olan Jenny, Oxford’da okuma hakkı kazanmakla, karizmatik ve kendinden yaşça geçkin bir adamın çekici teklifi ve hayatı arasında gidip gelmektedir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Copyrighted mavi pencereli ev 2009. All rights reserved. Powered by Blogger
Blogger Templates created by Deluxe Templates
Blogger Templates by Blogger and Blogger Templates








