17 Kasım 2012 Cumartesi

caddeden sokaklara




özlem tuhaf şey..
bir insanı özlemekse en tuhafı..tarifi imkansız..özledim desen.. yetmiyor..
burnunda tütmesi..tuhaf..

zaman ve mekan tuhaf şey..senin için yüzlercesinden biri olan bir sokak benim içimi titretiyor.senin için herhangi olan ağaç benim ruhumda yara...bu çalan müzik, herkese aynı hissi yaşatıyor olamaz..

gül parkına kış geldi .. kimbilir kaçıncı kez.. sen yoksun.

ölümden sonra hayat olmalı mutlaka..dünya gözüyle değilse de son bir kez sarılmalı ,insan sevdiklerine..gözünde yaşla andıklarına.

"bir kömür dumanıyle tütsülendi akşamlar
gurbete düşmüşlerin başına düştü damlar..."

25 Ekim 2012 Perşembe

3 idiot



Abartmıyorum , izlediğim en en en iyi filmlerden biri bu. Ne acı ki, hayallerimizin çoğalması gereken yer olan okullarda yontuluyoruz, köreltiliyoruz, tektipleştiriliyoruz. Azıcık fazla "sorarsan" arkadaşların ya da öğretmenlerin bir tuhaf bakmaya başlayıveriyor sana.. yüksek notlar getirdiğin sürece başarılısın.kendine ne kattığın çok az kişinin umrunda.bunları neden öğreniyorum cümlesi ben öğrenciyken de çok popülerdi şimdi de..
Söylenecek hem çok şey var hem de malesef artık söylemek çözüm değil..İzleyin.. okula giden çocuğunuz varsa kesinlikle izleyin.

not: Film, hemen her Hint filminde olduğu gibi danslı müzikli..hani sonra demedi demeyin.:)
hazır havalar yağmurluyken, sıcacık bir çay alın , sarılın battaniyelere, izleyin..

22 Ekim 2012 Pazartesi

güz

Yılbaşı ocak 1 değil benim için.. kesinlikle eylül..okul odaklı bir ömür için hep aynı sanırım..
eylülde başlar bende yeni sene telaşları, yeni umutlar eylülde, planlar eylülde..





renkleri ve kokuları damıtabilmek mümkün olsaydı keşke.. belki bundandır sanata sevdam benim..kimbilir..

fotoğraflar: niloş

11 Ekim 2012 Perşembe

eylül bitmiş

Şimdi benim en sevdiğim ay bitmiş..Canımın doğduğu, yüreğimin arındığı ay, bitmiş..
eylül tarihli bir yazı bile yazamadım.
bugün caddelerdeki ağaçlara bakınca birden gelmiş dedim bu sene güz.. bu yapraklar bir gecede mi sarardı kızardı..içime doya doya çekemedim bu güz..
yağmura uyandım bu sabah.kahvem yoktu, çayım yoktu, bir müzik kulağımda sadece, kafamda bin soru, bin telaş..
sakin kalmaya, içimde esen rüzgarı korumaya çabalıyorum.

6 Eylül 2012 Perşembe

digitürk plus

Bu bir reklam postudur, herkes bilsin duysun.Ama elimde değil, bunu paylaşmam lazım..

Çocuklu ailelerde hayat eskiye göre bambaşka malumunuz.. İstediğiniz kadar "rahat" olun istediğiniz kadar "kolay" bir çocuğunuz olsun, çocuk olduktan sonra eski alışkanlıklarınızın çoğu birer lükse dönüşüyor.
Bunlardan biri de televizyon, film vs izlemek.
Bizde olay 1 sene önceye kadar şöyle gerçekleşiyor(du):

Akşam 8 -9 gibi çocuk yatırılır, sonunda karı koca bir başbaşa kalınır, iki sohbet edilir ve birlikte bir şeyler izlemeye karar verilir. (Diyelim ki dizi olsun)Dizi başlar ve 15 dk sonra içerden bir ses gelir. Hooop koştur koştur yanına gidersiniz bebeğin, emiyorsa emzirilir emmiyorsa pışpışlanır vs vs.. Ama sonuçta her şekilde dizi bırakılır ve çocuğun yanına gidilir. E tabii dizi sizi beklemez, geldiğinizde eşiniz size olanları anlatmaya çalışır, o esnada birşeyler daha olur. Tam anlarsınız çocuk bir daha uyanır..Bir zaman sonra tadınız kaçar ve vazgeçersiniz.

İşte Digitürk plus tam da bunun için var!

Digitürk reklamlarını her kime hazırlatıyorsa artık, o kişilerin çocuğu olmadığı kesin. Çünkü çocuklu aileler için tam bir ilaç olan bu hizmet nasıl olur da sadece dizilerin başında "digitürk plus ınız varsa bu diziyi geri sarabilir durdurabilir kaldığınız yerden tekrar izlemeye devam edebilirsiniz" gibi saçma sapan amaçsız bir şekilde lanse edilir anlamak mümkün değil.Bu cümleleri ilk duyduğumda tek düşündüğüm şey "ne diye bunu yapayım ki allahaşkına "olmuştu. Çünkü o zamanlar evde tv izlerken bölen bir çocuk yoktu, ihtiyaç yoktu velhasıl.Sonra geçen sene eylül ayında yine "kampanyalar hakkında bilgi vermek için aramıştım" telefonlarından birini tam kapatıyordum ki karşıdaki kişi bana "ancak aboneliğiniz sona ermek üzere, bir seçim yapmanız lazım" gibi birşeyler söyledi. He he laf ağızdan bir kere çıkar şeklinde gene de kapadım telefonu ve sonra digitürke ben ulaşmaya çalıştım.(Müşteri hizmetlisine bağlanmak apayrı bir yazı konusu olabilir, tüm şirketler için. )Ulaşınca da bilgi almanın dibine vurdum ve çok da komik bir fiyata(9.90) plus hizmetini satın aldım. O gün bugün vallahi de billahi de hayatımız değişti:)

Faydaları şöyledir efendim:

1. Hürrem i izlemeye 9 da değil 10 da başlarsınız, hiç reklam izlemeden(reklamlarda ileri sara sara) 11,5 gibi bitirirsiniz diziyi. Hem 1 saat kazanırsınız hem de reklamlardan kurtulursunuz.
2.Sevdiğiniz dizileri kaydeder ne zaman isterseniz o zaman izlersiniz. Bu dizinin tüm bölümlerini kaydet süper bir seçenek, 3 gün tatile gidersiniz, döndüğünüzde kayıt listenizde 10 tane dizi olmuştur sizi bekleyen.
3.İstediğiniz filmi kaydeder, canınız ne zaman isterse o zaman izlersiniz.Ben genelde bir filmi 2 günde bitiriyorum.
4.Siz bir kanalda bir şey izlerken aynı anda başka kanalda da iyi bir şey varsa, onu kaydeder, sonra izlersiniz.
5.Kayıt yapmak için evde olmanıza gerek yok, iphone digitürk uygulamasından kayıt yapabilirsiniz.
Örneğin cuma akşamları yalan dünya başlayacağı sıralarda biz hep dışarıda oluyorduk ve hoop 2 saniyede kaydet gitsin, eve gelince de mis gibi reklamsız izle.Tabii aynı şey tatilde olduğunuz zamanlar için de geçerli.

Velhasıl faydaları saymakla bitmez..

Bu kadar övgüden sonra eleştiri ve önerilerimiz de sıralayalım efendim digitürk'e

sevgili digitürk;
1. eskisi kadar iyi dizi, film içermiyorsun. Ligte yaşananlar seni kötü etkiledi biliyoruz ama bu kadar da olmaz dediğimiz oluyor.
2.Adını bile unuttuğum şu hizmet- hani film satın alıp izliyorduk- , işte ordaki filmler de çok kötü bence , değil para verip izlemek, bedava olsa yine açmam.Hatta bence kaldırın gitsin ya bunu, netten film indirip izleyen bir kuşak var artık karşınızda( nasıl hiç üşenmiyorlar bununla uğraşmaya bilmiyorum)Bunun yerine dizi sezonlarını parayla satın. İşte mesela how i met your mother 1 sezon satın al, 4,99 gibi;) Alalım sezonu, istediğimiz zaman izleyelim, izlediğimiz bölüm silinsin kendi ya da silinmesin yahu kime ne zararı var:) ( netten film indiren kuşak dizi indiremez sanki,kendi içinde çelişen bir istek oldu bu, olsun, keyif benim değil mi isterim isterim.)
3. Kayıt menüsünde filmler çok geniş bir yelpazeyi içeriyor. Oysa ben bu ay digitürkte olan romantik komedi, aksiyon vs filmleri ayrı ayrı listelenmiş şekilde görebilmek ve daha kolayca kaydedebilmek istiyorum.
4.Diyelim ki bir filmi beğendim(beğen butonu olsun o zaman), digitürk bana hemen o ay buna benzer beğenebilceğim diğer filmleri de önersin. Bunu sevdiysen bunları da seversin tarzı bir hizmet.
5. Beğen butonu demişken , digitürk iphone uygulamasına koy bir facebok butonu, bir tıklayalım "niloş digitürk bilmemkaçıncı kanalda bilmemneyi izliyor" diye durum güncellemesi çıksın facebook sayfamızda. Olamaz mı olabilir?
6.Filmlerin konuları daha ayrıntılı yazsın. Bıktım artık imdb den bakıp durmaktan bu ne ki bu ne ki diye.
7. Film kuşakları oluşturulsun. İşte mesela bu hafta her akşam 9 da şu yönetmenin filmleri ya da şu oyuncunun oynadığı filmler gibi..
8. Sözlerimi kaale alın ve çocuklu aileleri hedef alan bir digitürk plus reklamı döndürün allahaşkına,herkes sebeplensin şu süper hizmetten.
not: bu istediklerimden biri ya da bir kaçı zaten varsa, o zaman daha iyi reklam yap, haberimiz yok çünkü;)
Tesekkürler, sevgiler;)

2 Mart 2012 Cuma

çocuk yetiştirme işleri II

Çocuk yetiştirmek tuhaf bir iş.. Aslında siz hiç bir şey yapmasanız da büyüyor çocuk.. Görüyoruz işte hepimiz, milyonlarcası oyun oynamadan, annesi babasıyla "keyifli" zaman geçirmeden hatta bazen bunların ne olduğundan habersiz ve hatta bazen malesef anasız babasız yarı aç yarı yok büyüyor..yol kenarlarında görüyorum minnacık bebeler,annelerinin kucaklarında sarılmış sarmalanmış, buz gibi havada.. belki diyorum binlercesine göre bu çocuk şanslı bile..

hayat bu denli acımasız işte..ben oğluma sadece beğendiğim için ikinci bir montu almak için arabayı park ederken soğuktan sokakta kaval çalan babasına sarılmış bir çocuk görüyorum, dünyam alt üst oluyor.herşeyden vazgeçiyorum..

tüm bunları görmek, yaşamak insanı kendi dünyasından çıkarıp alsa da bir kaç dakikalığına ya da belki bir kaç günlüğüne hftalığına hepimiz dönüyoruz içimize kısa süre sonra..ben bunları yazarken binlerce çocuk annesiz kalıyor ya da binlerce anne çocuksuz..kimbilir hangi sebeple..

ateş malesef hep düştüğü yeri yakıyor gerçekten de.malesef.. kapılmış gidiyoruz..

çünkü biraz da başka türlü yaşanmıyor hayat..öyle acıyla dolu ki aslında dünya dediğin yer..gözyaşın hiç dinmez, çıkamazsan içinden..

işte bu yüzden ;tüm bunları bilerek ,yaşamaya mutlu olmaya çabalıyorum ben de her insan gibi..mutlu bir hayat sunmaya çalışıyorum oğluma her anne gibi.. yediğini içtiğini gördüğünü konuştuğunu geçirdiği her anı önemsiyorum..içime içime çekmeye çalışıyorum birlikte geçirdiğimiz her anı
"yaşanmış güzel anların toplamıdır hayat " gibi bir şey okumuştum sanki bir yerlerde. tam da o yerdeyim bugünlerde.

24 Şubat 2012 Cuma

el izleri




El izi ne tuhaf şey..

ve ne anlamlı..

var olduğumuzun kanıtı gibi..

hiç bir iz bırakamazak dünyaya en azından elimizin izi var tüm eşyalarda..

sevdiğine dokunmak belki bundan bu denli güzel.

mandal aktiviteleri



Büyüklerin dünyası çocuklar için mucizelerle dolu.Onları mutlu etmek çok kolay.Kıytırık bir mandalla yapabilceklerimize bakar mısınız?
Sayıları öğrenmede çok eğlenceli bir yol.


Yaz akşam üzeri pikniklerinin minik atıştırmalıkları için enfes bir yol..



veee sanırım bu da onların en bayılacağı fikir. yedikleri dondurmaların çubukları+ 1 mandal= uçak


Harikalar di mi:)

descartes/senden bana kalan





Birkaç gün önce 2012 oscar adaylarını topladım geldim eve, geleneksel oscar haftasını yaşayalım diye,biliyorsunuz..


Beyazperde ve imdb den yorumları okudum, eve gelince tüm filmlere şöyle bir baktım: kullanılan renkler, sahne çekimleri vs beni 1-2 dakikada en çok hangisi etkileyecek diye veee... descendants ı seçtim. Üstelik filmeden tek bir sahne görmeden. Filmin girişine, girişteki müziğe bayıldım çünkü.


Aklımda kalan bir kaç yorum ise şöyleydi:


Bir kayıp sonunda bir ailenin birarada kalması bu kadar mı güzel işlenir..

Bir zaman sonra George Clooney'nin gözleklerini bile sevmeye başlayacaksınız..

ve film başladı.


aman allahım başladı ve bitmek bilmedi.


hayır hayır benim böylesine bir senaryodan etkilenmemem son 1 yıldır salgıladığım hormonlar sebebiyle mümkün değil.( annenin bir deniz kazası sonunda yaşam destek ünitesine bağlanması, fişinin çekilmesine karar verilmesi, ortada 2 sorunlu kız, işkolik bir baba(ama bana hiiiç öyle gelmedi),annenin sevgilisi, bunu öğrenen baba vs vs)Tek kelimeyle fiyasko! Bence Amerikalılar aile bağlarını öyle çok kaybetmiş, öyle yalnızlaşmışki ve öyle tüketici olmuşlar ki bu filmeden bile etkileniyorlar. Trajikokomik olansa şimdi de bu "yalnızlık" duygularının sinema sektörü tarafından "tüketiliyor " olması.Bu açıdan bakarsak Oscar alır mı? Alır.


Beni etkileyen tek bir sahne vardı ; o da : Alex (büyük kız) in annesinin durumunu havuzda yüzerken öğrendiğinde havuza dalıp orda ağlaması. orda o duygu evet tamam, tüm bedenime yayıldı benim de.. ama o kadar işte. başka yok.


bir de bir sahne vardı,sanırım etkilenmemiz bekleniyordu: şöyle yüksek bir tepeden hawai de bir koy gösteriyor, bu toprakların hepsi bizim modunda bir kaç konuşmanın eşilk ettiği.. Bırakın sinemanın mucizeleriyle biri bin yapabilmesini ben kendim bizzat çıplak gözle bile bundan bin kat etkileyici koylar gördüm, görünce aman tanrım dedirten gerçekten de..


dediğim gibi..çok yitirmişler herşeyi..hayran oldukları şeye bak.


film bu duyarsızlıkla bitti zaten. baba ve kızlar kanepenin karşısında bişiler atıştırıp aynı battaniyenin altında tv izlemeye başladılar. hani "artık onlar birbirine bağlı sıcak bir aile oldu " gibi.. Ne alakası var yahu, bence sadece sıradanlaştılar ve günlük zımbırtılara kendilerini bıraktılar gitti , hepsi bu. Aman neyse, yaklaşık 120 dakikam bu filme gitti dün ve çok yazık oldu.


ha haa gördüğünüz gibi benden asla ama asla bir film eleştirmeni olmaz/olmadı da zaten:) Teknik vs şu bu bilmiyorum, her bir sahnede ayrı sıkıldım bunaldım, üzerime bastılar resmen, budur yorumum, kayıtlara geçsin;)

23 Şubat 2012 Perşembe

1 yaş doktor kontrolü




Hem ben unutmamış olayım hem de soruları olup da cevap arayanlara azıcık da olsa yardımcı olsun diye 1 yaş kontrolündeki gelişmeleri yazayım istedim:

1. Mutitab vb vitamini 12 .ay bitiminde vermemeye başlıyoruz.( tabii bu sonuçta bir ilaç ve her bebek için en doğru zamanı kendi doktoru yapacaktır.)

2.Beslenmesi:




  • tuz ve şeker(esmer şeker tercih ) kullanabiliyoruz.(tuzu yine yemeğin pimesine yakın ekliyoruz) Bu demek oluyor ki kahvaltısında artık bal/reçel de var. Bu arada yazın enfess erikler oluyor,hiç şeker eklemenize gerek kalmadan marmelat yapabileceğiniz, kısa bir süre ocakta uzuuuun bir sür güneşte tutuyorsunuz.Oğluşum ananemin canım ellerinden çıkanları yedi bitirdi bile:)



  • Yumurtanın beyazını da verebiliyoruz-ki ben de bir çok anne gibi az bi miktarla alerji durumunu test etmiş, 1 aydır vermeye başlamıştım. Yumurtası omlet,krep, tavada, sucuklu, pastırmalı olabilir. Sosis ve salam yok.



  • Haftada 300 g et tüketiyoruz. 10 köfte diyor doktorlar ama bence biraz tuhaf bir yaklaşım, köfte dediğini bazısı bol etli bazısı bol ekmekli soğanlı yapıyor. O yüzden de haftada 300 g et demek en doğrusu sanırım.



  • Hergün 1 yumurta tüketiyoruz.(günaşırı değil, yumurta mucizevi bir besin,mutlaka her gün alıyoruz)



  • Günde 400 ml süt/süt ürünü tüketiyoruz. Süt bildiğiniz markette satılan uht sütler(aslında bence onların adı süt olmamalı,sütü işlemden geçirip başka bi şey elde ediliyr sonuçta, süt türevi ürün diyebilirler mesela).. Tabii yine sizin tercihinize bağlı olarak devam sütü, prganik süt, köyden getirilen süt vs olabilir bu..Kimin nasıl çine sinyor, neyi en doğru buluyorsa..Anne sütü almaya tam gaz devam eden bebişler sütü pek kabullenmek istemezler dedi doktor,bizde durum aynen böyle açıkçası. O yüzden de biz bu maddenin süt ürünleri kısmını tüketiyoruz: Yani yoğurt ve ayran. BU arada artık şeker tüketebildiğimize göre sütlü tatlı da yiyebilir dedi doktor, sütlaç,muhallebi, kazandibi vs.. Yesin dediyse hergün değil tabii,anladınız siz onu:)



  • Hergün mutlaka en az 1 porsiyon sebze, 1 porsiyon meyve tüketiyoruz.



  • Her gün mutlaka 1 ceviz(alerji durumu yoksa tabii) tüketiyoruz. Çerezvari bu ürünleri yemesi için asla eline vermiyoruz.


3. Diş sağlığı: 2 yaşına gelene dek diş fırçası kullanmıyoruz. Dişleri için en güzel yapılabilcek şey eline yemesi için bütün meyve sebze vermek, bu onların temziliğini de yapar. Ancak diş üstlerinde bi besin kalıntısı/tabakası oluyorsa first teeth (hani şu parmağa geçirilen zımbırtı) temzilenebilir. Yine macun kullanmıyoruz.



4.Kelime haznesi :Şu anda en az 3-5 sözcük kullanabiliyor olmalı. 18 aylık olduğunda bu hazne 20 sözcüğe ulaşmalı ve 2 sözcüklü cümle kurabiliyor olmalı. Dil gelişimini desteklemek için anne-babaya düşen görev:



Pozitif etkileri artırmak negatif etkileri azatmak.


Bu ne yahu di mi? Ben de öyle dedim doktorumuzu dinlerken,merak etmeyin;)


pozitif etki: doğayla içiçe olma /kitap okuma/eğitsel oyuncaklar


negatif etki: tabii ki televizyon ve bazı oyuncaklar. Nasıl oyuncaklar bunlar? Böyle tek bir düğmeye basınca bi dolu birşey yanıp sönen çocuğu yarı hipnotize hale getirenler.



5. Ev kazaları: 1-5 yaşın en önemli durumu malesef bu ev kazaları. Kaçınmak için, evi çocuk için uygun hale getirin.Oyuncak seçerken ipsiz/bağsız oyuncaklar seçin.(ayakkabı seçerken de)Ağzına atabilceği türde oyuncaklardan, boyalı,kimyasal madde içeren, ağzına attığında boyası dağılan oyuncaklardan uzak durun.Çocuğa asla çerez vermeyin(fındık,ceviz,leblebi gibi) ,kendiniz yerken de yere düşmemesine dikkat edin. Bunlar malesef çocukların ciğerlerinden en çok çıkardığımız maddeler.