15 Mart 2010 Pazartesi

lovely bones (cennetimden bakarken)




Son zamanlarda izlediğim en en en güzel filmdi Lovely Bones.Öyle çok sahne bıraktı ki bana..Öyle güzel renkler..Bir düşün içinde gibi.







Her sahnede yönetmenin yaratıcılığına ve hayal gücüne, bunu da ekrana yansıtabilme başarısına hayran kaldım.
Yüzüklerin Efendisi benim için öyle çook anlamlı bir film değildi ve yönetmenin izlerini pek de farkedememiştim.(belki de sadece benim cahilliğimdi).Ancak bu sefer filmin her anına imzasını atmamış kazımış Peter Jackson.Sevdim,çok sevdim!mutlaka izleyin!

14 Mart 2010 Pazar

dünya pi günü

Bir yaşıma daha girdim! Bugün Dünya pi günüymüş. 3 ayın 14. günü! Böyle abuk sabuk günleri hiç sevmem ama bunu sevdim:)

Bu pi ilginç bir sayı ; malum çemberin çevresinin çapına oranı olan bu sonu gelmeyen sayı nedense pek meşhur.Adına yarışmalar düzenleniyor, sadece onun adını taşıyan kitaplar yazılıyor ,filmler çekiliyor vs vs..Bir çoğumuz içinse " hocam pi yi 3 mü alıcazzz" cümlesinden öteye geçemiyor:)

Olsun ..Sonuçta öyle ya da böyle hepimiz pi'yi tanıyoruz:)Geometriden kalmadıysak kendisiyle artık bir alıp veremediğimiz yok.
Ben bugünü Einstein'ın doğum günü olarak biliyordum sadece ; merakla da bekliyordum google açılış sayfasını ama baksanıza google önceliği pi'ye vermiş:)

O zaman hepimizin dünya pi günü kutlu mutlu olsun:)nice pi lere:)

un prophète (yer altı peygamberi)


Cannes Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülü kazanan Yeraltı Peygamberi enfes bir mafya-hapishane filmi.Benim gibi bu tarzları pek sevmeyen biri bile gözlerini ayırmadan izliyorsa ; gerisini siz düşününü artık.. Baba serisini seven hemen herkes bunu da sevecektir.
18 yaşına geldiğinde ıslahevinden cezaevine "aktarılan" Malik Djabena 'nın 6 yıllık cezasını çekeceği hapishaneye gittiğinde çok güçsüz ve yalnız konumdadır.Hapishanede Araplar ve Korsikalılar olmak üzere iki grup vardır, Malik kısa sürede bir tarafta olması gerektiğini farkına varır ve çetelerin güç savaşları içinde kendisine bir yer edinmeye başlar...
Kızlar gecesi için pek uygun bir alternatif olmasa da romantik komedilerden sıkılmış olan sevgilinizin gönlünü
almak için onunla birlikte keyifle izleyebileceğiniz bir film:)

2 Mart 2010 Salı

up!


Dün gecenin filmiydi Up ve beğenildi. Animasyondan öte birşeydi artık bu film.Bence yaşlı bay Carl Fredricksen gerçekti mesela.Ben onlarcasını gördüm vallahi gerçek hayatta.Gerçek hayat mı:)İhtiyarlık başka şey yaşlılık başka di mi?

Üniversitede seçmeli olarak sinema tarihi almıştım bir ara .Hocamız ödev olarak bir kaç film ismi verirdi gösterimde olan,birine giderdik, sonra da tartışırdık derste , öğrendiklerimiz doğrultusunda.Nedense onca dersten en çok aklımda kalan American Beauty filmi olmuş.Orda rüzgarla savrulan bir poşet vardı, filmin başında ,siyah bir poşet.Bir ders konuşmuştuk bunu,anlamını,rengini...Tuhaftı çünkü hoca o anı söyler söylemez anımsamıştım sahneyi ve aslında ne çok şey hissettirdiğini farketmiştim.Oysa ; konuşmamış olsak unutup gidecektim ben o anı büyük ihtimalle.

Up' ı bu yüzden sevdim sanırım.Bana onlarca şeyi çağrıştıran "an" larla doluydu film.sevdim.Hayallerimi tetikledi,daha da sevdim.

herkes en az bir kez "yemin et" demiştir di mi ilkokulda arkadaşına:)

ve her zaman sevilmiştir rengarenk balonlar.en kıymetlisi de uçanlar -ki uzun bir dönem dert edinmiştim ben kaçınca nereye gittiklerini.Ay'a yapıştıklarına kanaat getirdim bir zaman bir zaman da eski okulumun olduğu şehre gittiklerini..

ve bütün çocukların da bildiği gibi kediler ve köpekler aslında konuşur , büyükler anlamaz.Rintintin de konuşur.

up up up

Not: Bu yazı günler günler önce yazılmış olup ancak düzenlenip yayınlanabilmiştir.Bu sebepten çeşitli zaman kaymaları içerir.

Yapmam gereken o kadar çok iş var ki her zamanki gibi hiçbirini yapmayıp, bol bol yakınıp, hayatımı düşüne düşüne karmançorman hale getirip sonuçta da sadece film izliyorum:) Evet evet bir de utanmadan gülüyorum.Bilmiyorum işte, bir dolu şey var zihnimde,sıralayamadım şimdilik.Canım da bir çok istiyor - şunu yapayım buraya gideyim - ama hiiçç halim yok.Sihirli bir değnek gelse de dokunuverse bana..İş,iş,iş,iş..sıkıldım işsel kaygılardan.


Neyse işte dün akşam Up 'ı izledim. Birinci tekil kullandım çünkü canım sevgilim artık daha fazla dayanamadı film izleme potansiyelime ve beni yalnız bıraktı. Aklı Aykırı Sorular'da kaldı canımın , dün akşam ayrı düştük...(Sanki hep dipdibeymişisiz gibi.Bu sözcükler tuhaf şeyler,yan yana koyuyorum değişik bir tını oluveriyor.)


Hale bak üşenmedim saydım dokuzuncu satır olmuş,hala filmle ilgili tek cümle yok.Neden?Çünkü aslında canım sadece yazmak istiyor.Daha da fenası ; film için "çok sevdim , aman ne güzeldi,ne kadar da gerçekçiydi yahu o nasıl bir animasyon" demekten öteye de gidemeyeceğim.Onları da dedim işte zaten.Yani şu an itibarıyla resmi olarak söyleyecek tek sözüm kalmadı.Neyse ki alışığım ben kendi kendime ve boş boş konuşmaya:)

Uzun lafın kısası (evet bu kısası) Up' ı izledim ve beğendim efendim, tavsiye edilir.

1 Mart 2010 Pazartesi

sailors alaçatı

Balayımızı bizim için daha da keyifli hale getiren Alaçatı Sailors'a ve özellikle de hoş sohbeti için İbrahim'e teşekkürü bir borç biliriz efendim..:)






Akşam yemeklerinden sonra şömine başında çay sefası yapmamızı sağlamış olup adına kanıp gittiğimiz Çeşme Sheraton zavazingosuna dönmeme isteği ile bizi yakıp tutuşturmuştur bu minik sıcak yer.Aslında ben orda hiç bıkmam bir ömür yaşarım ama...Neyse artık:) Yazın kalmaya da gideceğiz, söz verdik:)







Bazı "yer" ler var, anlatamıyorum bende bıraktığı hissi.Kokusu başka, rüzgarı başka, rengi başka..Bir de sanki ..Hani şiirdeki gibi...




"Siz ne derseniz deyiniz.
Benim gizli bir bildiğim var.
Sizin alınız al, inandım
Sizin morunuz mor, inandım.
Ben tam dünyaya göre,
Ben tam, kendime göre.
"

















Ne güzel anlardı..Ne hoştu Alaçatı'nın o sessiz sakin hali..

















Son akşam bana minik bir hediye verdiler.Bilmem farkındalar mı, ama bana dünyaları verdiler..





24 Şubat 2010 Çarşamba

just married:)

Biz evlendik:)


Mutlu muyum? Hem de çooooookkk :)


Yandakini ben yaptım,çok cici di mi:)




Pasta müziğimiz:)Aşkım seçti:)


Neden bilmiyorum bu şarkı başlar başlamaz inanılmaz mutlu oluyor:)Arada bir öyle zamanlı zamansız açıyorum, çocuklar gibi şen bağıra çağıra söylüyor:)Bunun altında bir şey aramalı mıyım;)



Geçen her "an " hayal edemeyeceğim kadar güzeldi.

Ankara'ya ilk kar o gün yağdı.

Ben sabah kuaförde minicik limonuyla çayımı yudumlarken sıcacık ,Tunalı' ya lapa lapa kar düşüyordu..ki ben ne çok istemiştim..kardeşim de yanımdaydı,canım benim..

Bir kaç saat sonra aşkımı gördüm yine o camdan..öyle azıcık falan değil, besbelli tir tir titriyordum heyecandan, hani kitaplarda abarttıklarını sandığım gibi hep,omuzlarım sarsıla sarsıla..

Çok çok çok uzun ve derin cümleler var içimde,sözcükleri bulamıyorum.Yazıp silmekten usandım,düşüncelerimi sıraya koyamıyorum.şimdilik böyle kalsın..ara ara not düşmek adına hayatıma.. belki tekrar..

sevgiler..


niloş..








28 Ocak 2010 Perşembe

kar yağıyor..



Gökten usul usul huzur yağıyor yüreğime , elimde sıcacık salebim mis tarçın kokulu.


Hayata bir kez daha teşekkür ediyorum.

23 Aralık 2009 Çarşamba

love and marriage


"Bir tanem söyle canım ne dilersen dile benden..

......................

istersen evlenelim davullarla zurnalarla,

istersen çınlatalım dört bir yanı şarkılarla...

la la la lalala laaa ....."







İçim kıpır kıpır,bu telaşlı ve yarım akıllı halim pek bir hoşumuza gitti hem benim hem sevgilimin .Ara ara heyecandan uyuyamıyorum ve rüyalarım genelde nikah şekeri ağırlıklı:)Sevgilimle uzun süredir birlikte yaşıyoruz,pek mesuduz efendim:) Bundan iki hafta öncesine kadar televizyonun karşısına yayılmış film izlerken , annelerin evliliğimizle ilgili neden bu kadar telaşlı olduğuna anlam veremeyip,ağzımıza birer mısır daha atıp "amann ne var ki bunda,biz zaten birlikteyiz" diyordurduk miskin miskin .Sonra bir gün ısrarlara dayanamayarak gittik ve bir "gün" aldık. Tabii bunda ,defalarca tarih söylemiş olmamıza rağmen ailelerimizin nedense bu gün alma işine pek önem verip,biz o günü almadan da kimseye tarih söylememeleri oldukça etkili oldu:)Olsun biz herkese duyurduk şakıya şakıya:)Neyse , dediğim gibi bir gün gittik ve bir gün aldık,artık o gün bizim oldu:)Sahiplendik,sevdik:)Sevdik ama sevmek yetmedi,ilgilenmek gerektiğini farkettik:)Sonra da zihnimize bir dolu soru doluştu:
  • Acaba sadece nikah mı yapsak?

  • Nikah çok kısa bir tören,akşam da arkadaşlarımızla bir yerlere mi gitsek?

  • Sadece arkadaşlar olmaz,ailemiz de olsun..

  • Nereye gitsek nereye gitsek ? (bu en zor soru,ayrıntılı biçimde anlatılacak)

  • Meyhane gibi bir yere gidelim,rakı olsun, meze olsun, müzikler Ege'den olsun..Dostlar olsun,istemediğimiz sevmediğimiz kimseyi o gece etrafımızda görmeyelim.

  • Ayıp olur mu öyle akşama bazısını çağırıp bazısını çağırmamak?

  • Of ne yapsam acaba,nasıl derim siz gelin siz gelmeyin diye,sonra yüzyüze bakıcaz yine.

  • Ne yani istemediğim bir kaç insan yüzünden ben sevdiklerimle güzel bir akşam geçiremeyecek miyim?

  • Etrafımda o günü eleştirmeye değil,her haliyle "yaşamaya" gelmiş insanlar olmalı,evet evet tam tamına böyle olmalı!

  • Makyaj çok önemli,kimi nerden bulurum ben?Hiç anlamam ki makyaj işinden?Ne demek gelin gelin gibi olmalı,gelin gibi olmak istemeyen geline ne denir?ben denir!

  • Saçımı evde ben yapsam?Olmaz. Evet,saçma.Ben yapsam,kuaför aynısını tekrar yapsa?

  • Önce saç mı yapılıyor acaba makyaj mı?

  • Aşkım,Ayvalık'a gidip evlenip gelelim mi?

  • Tamam o zaman Kaş'a gidelim?

  • Kaç kişi oluruz acaba?

Bu soruda defalarca tekrarlanan bir telefon konuşmasından kısa bir alıntı:


- Alo, annecim davetli listeni yaptın mı , sence kaç kişi gelir?


- Kızım siz gün aldınız mı?


-E anne dedim ya işte ,sen söylemedin mi eşe dosta?


-Siz bir tarih alın, ben biliyorum zaten kim gelebilir kim gelemez.


-Tamam o kolay siz bir gün alın da..


- ?!? Tamam annecim o zaman..Sen bir bak ben seni ararım yine akşama:)




İşte böyle:)


Bunlar zihnimizdekilerin belki sadece yüzde onu:)Şaka gibi:)

Ama çoook mutluyuz,saydıklarımın hepsi olmuş ya hiç biri olmamış hiç umrumuzda değil.

Aslında beni nerdeyse dünya umrumda değil!

Çünküüüü..Ben aşkımla evleniyorum!Kendimi dünyanın en en en şanslı kadını hissediyorum ve tüm bunları yaşayanın ben olduğuna inanamıyorum!


Kendi hayat hikayeme sevinçle not düşüyorum:


Bugün 23 Aralık 2009 ;


sevdiğim , aşık olduğum, sesinde hayat bulduğum, dokunuşunda iyileştiğim,bakışında ısındığım,canımla ,canımın içiyle artık bir aile oluyoruz.








3 Aralık 2009 Perşembe

taksi

"Baka kaldım bindiğin taksinin ardından
onlar ki her mevsim sarı birer sonbahar yaprağıdır
terk ettiğin kentin sokaklarında rüzgarla savrulan"

Yağmur yağdığında Ankara'ya böyle usul usul ; boş caddelere en çok taksileri yakıştırırım hep,belki şiirdendir,kimbilir..
Hafta başından bu yana yaprakları süpürüyorlar, bir uğraş bin zahmet.ve ben her sabah içten içe gülümsüyorum yaprakla kaplı sokakları görünce.Ara ara koca koca yaprak yığınları..Yaprakları süpürmüşler..
Her neyse işte..
En çok taksiler yakışıyor boş caddelere.sarı..arada bir geçen sarı taksiler yaprakların arasından.

şiir:Sunay Akın