3 Aralık 2011 Cumartesi

oyuncak seçimi





"Çocuğa verilebilecek en güzel hediye onunla oyun oynamaya ayrılmış zamandır."

Oyuncaklar konusunda 10 aylık annelik deneyimimden benim süzdüklerim şunlar:





  • Bebeği saatlerce oyalayacak(evi derleyip toplamaya ya da yemek yapmaya olanak sağlayacak kadar) mucizevi bir oyuncak yok.(en azından şimdilik yok-benim hala umudum var)Süper bir oyuncak, inanılmaz ilgisini çekti dediğimiz(başka bir yazımda benim de diyeceğim )oyuncakların süresi yaklaşık 10 dakika.


  • Oyun oynadığını benim oğlum sadece 1 aydır farkında. Kendi kendine oyunlar keşfediyor- yatak başına tutunup kendini hooop diye bırakma, yatakta oturuken kendini kendini geriye atıp düşme,tekrar kalkma ve aynı döngünün başlaması , gibi gibi.. Onun dışında genelde oyun=yeni şeyler keşfetme şeklinde gerçekleşiyor. Bu yüzden de bebekler aldığımız oyuncaklardan çok etraftaki çer-çöple ilgileniyor. Çocuk haklı, aldığımız oyuncağı da görmemiş daha önce mutfaktaki kepçeyi de:) Şimdi onun yerine kendimizi koyup düşünelim: Elimizde bir kepçe ve bir oyuncak halka var. Birini annemizin elinde sık sık goruyoruz, diğeri ise elimize tutuşturuluyor ve onunla oynamamız bekleniyor?!! E yani tabii ki kim olsa kepçeyi seçer, diğeri ne anlamsız geliyordur:) O zaman ne çözüm ne? Tabii ki çocukla birlikte oturup oynamak. Evet bazen sıkıcı bir hal alabiliyor, bir kuleyi defalarca yapmak ve yıkılmasını izlemek ama. Kimse ebeveyn olmanın kolay olduğunu söylemedi zaten:) Tabii bu arada çözüm ne diye sorunca çocuğun evdeki araç gereçle oynaması bir sorunmuş gibi algılanabilir. Asla!Aksine; bu, istenen/beklenen bir durum. Bebeğin evi keşfetmesi kadar güzel bir şey yok, ileride kendi kendine oyunlar kurabilmesi için illa oyuncaklara değil hayal gücüne ihtiyacı olduğunu kavramasına da yardımcı olabilecek bir durum bu. Ancak.....Evi oyuncak çöplüğüne döndürmeyi ne kadar doğru bulmuyorsam bebeklere oyuncaksız bir dünya sunulmasını da doğru bulmuyorum ben. Yıl itibarıyla 31 yaşındayım ve benim hala bir dolu oyuncağım var-ki bunların içinde beni saatlerce oyalayan,en sevdiğim de internet:) İnternet, cep telefonu, play station vs vs.. Bunlarla hala oynuyoruz sonuçta! Eskiden anneme "pofff,çok sıkıldım anne" derdim. O da bana bazen "istersen sehpaların tozunu al" derdi:) Bebeklere oyuncak almadan sadece evdeki ıvır zıvırla oynamasını istemeyi/beklemeyi biraz bu durum gibi buluyorum ben.Eşek kadar olmuş ben bile oyuncaklarımla oynamadan günü geçirmiyorum sonuçta. Neden kendi çocuğumu bundan mahrum edeyim ki? Oyuncaklar yürek ısıtır di mi sonuçta:) Oyuncaklar bilinçli seçildiğinde bebeğin gelişimini çok güzel destekliyor bence.




  • Bir oyuncak bir çocuğun ilgisini çektiyse bu sizin çocuğunuzun da ilgisini çekeceğini garantilemez. En doğrusu annenin farklı tavsiyeleri alıp,kendi çocuğunun ilgisinin yoğunlaştığı noktalarla kesişen oyuncakları seçmesi sanırım..Ancak bazı oyuncaklar var ki gerçekten hemen her çocuk bayılıyor! Sanırım o oyuncak firmasının ar-ge bölümünün başarısı bu da:) Ha burda bi de "benim bebeğim kendi oyuncağını kendi seçer" yaklaşımı var ki bazen şarlatan durumuna düşürebiliyor insanı. Bebek 6 ay ve üstüyse hadi tamam, gerçekten de az buçuk fikir alıyorsunuz oyuncakla bir 5-10 dk zaman geçirdiğinde, ama ben 2 aylık bebeğe iki alternatif sunan anneler gördüm oyuncakçılarda): puaaa,şimdi bile gülüyorum, yahu daha net biçimde göremiyor bile o bebek, neyi seçecek allahaşkına, bunu yaparken ki ciddiyetleri de ayrıca komik:)Kitapta "bebeğinizin fikirlerine saygı duyun,onu ayrı bir birey olarak algılayın" cümlesinin altını çüzüp hayata aktarmak bu değil sanırım:)En azından bence değil..



23 Kasım 2011 Çarşamba

bu bir hiciv yazısıdır: çocuk doktoru ne iş yapar?

Hamileliğim son döneminden itibaren çevremdeki insanlar ağız birliği etmişcesine aynı soruyu sormaya başladılar:

"ee iyi bir çocuk doktoru bulabildiniz mi?"


Tabii ben o zamanlar henüz o tuhaf yeni anne hormonlarından salgılamıyordum ve benim için doktor her normal insan için olduğu gibi hastalanınca gidilen ,tıbbi yardım alınan kişiydi. Olayın renginin çocuk doktorları için çok farklı olduğunu anlamak çok da uzun sürmedi. İşte annelerin çocuk doktorlarından beklentileri:




1. Her yeni gelişmeden haberi olsun, en son trendleri çocuğa uygulasın.

2.Güleryüzlü olsun,biz sormadan da konuşsun da konuşsun,anlatsın da anlatsın..

3. Çocuğun gelişim dönemleri hakkında ayrıntılı bilgi versin.Bebeğimiz tam olarak ne zaman döner, ne zman emekler hepsini hepsini hepsini bilsin. ,İsterse anne babanın gen haritasından falcılık yapsın ama sonuçta bilsin de bilsin,illa ki bilsin.




4.Çocuğun hangi dönem hangi oyuncakla oynaması gerektiğini söylesin,mümkünse piayasa araştırması yapsın,hangi markanınki daha iyidir,hangisinin fiyat-kullanış ilişkisi daha akılcıdır bilgilendirsin.

5. Her arandığında ulaşılabilsin. Gece-gündüz-tatil farketmesin bizim acil bulduğumuz her anda elimizin altında olsun.ACİL sözcüğünün tanımı biz annelerin acil olarak tanımladığı durumlarla değiştirlsin.Mümkünse aynı Amerikan dizilerindeki gibi biz onu arar aramaz bize" siz en yakın hastaneye gidin,ben hemen oraya ulaşıyorum" desin ve biz gittiğimizde bizi kapıda ekibiyle karşılaşın.( 38 derece ateş tabii ki acil bir durumdur,kim aksini iddia edebilir;)

6.Çalışma ortamında oyun alanı olsun. Bu oyun alanında sadece sağlıklı çocuklar olsun. Hasta çocuklar için ayrı bir oda olsun.( kendi çocuğu o odaya alınmak istenince surat asılabilir,benim çocuğum altı üstü nezle, ne demek böyle tecrit etmek,psikolojisiinin bozuyorsunuz yavrumun diye kızılabilir,o ayrı)

7.Ek gıdaya geçişte her şeyi ama herşeyi bilsin. Hayır hayır sadece bebeğe asla verilmemesi gerekenleri, hangi besinden ne kadar tüketmesi gerektiğini falan değil , doktor değil mi sonuçta, tarif bilsin mesela..Üşenmesin haftalık menü hazırlasın resimli -tarifli. Çocuk onları sevmezse diye alternatif menü de hazırlasın. Hangi markayı kullanmamız gerektiğini,organik tavuğun Ankara'da nerde satıldığını, taze balığın nerden bulunacağını, hangi marka kaşık almamız gerektiğini ,bebeğin neden yoğurt sevmediğini,bilsin. Pütürlü yemeye alıştırma hapını bulsun. Bebekler bir tane içince bu haptan hooop diye alışıversinler pütürlü yemeye , ek gıdaya başladıktan sadece 1 ay sonra!Anneler de huzura ersin, daha 1 ay önce memeden başka bir şey görmemiş olan bebeleri aniden köfte-ekmek yesin,çiş yarıştırmayı sevenler klübüne katılım artsın.

8.İlaç demişken bu ideal doktor tabii ki ilaca karşı olsun. Öyle hemen herşeye zırt pırt ilaç vermesin..

Doktorun yaptığı tahliller vs sonucu verdiği günde 2 ml antibiyotiği bebeğine ilaç karşıtı olduğu için vermeyen ve bunu çevresindeki içine doktor kaçmış bir kaç anneye onaylatan anneler neden bilinmez doktor vermediği halde tamemeeenn doğal gaz giderici vs kullanmaya çok meraklıdır:)tamameen doğal gaz gidericiler, burun açıcılar, iştah açıcılar, uyku düzenleyiciler, yolculuk öncesi rahatlatıcılar havada uçuşur:) Olsun,doktorun verdiği antibiyotik kullanılmayınca "1 yaşına kadar hiç antibiyotik kullanmadık çok şükür " tarzı havalı cümleler kurulur - ki bunun anlamı aslında "bebeğime öyle iyi baktım ki hiç antibiyotiklik bir durumumuz olmadı " dır.Biz anneler kendiliğinden yolunda giden şeylerden kendimize pay çıkarmaya bayılırız ne de olsa:)


9.Bu doktorların deliksiz uyuyan bir bebek için 3 günlük tedavi isimli programları olsun. Verelim bebeği 3 günde uyku sorunu çözülsün gelsin.Bebek neden bu kadar sık uyanıyor,yatağın içinde kalkıp oturunca ne yapmalı, e peki ya yatakta emeklerse ne yapmalı, kendi kendine uyutma yöntemleri, uykuya hızlıca geri dalma teknikleri,ayakta sallamak doğru mu yanlış mı, bebek bizimle uyusa ne olur,bebek bizimle uyursa cinsel hayatımız nice olur gibi gibi gibi soruların tümünün cevabını bilsin. Mümkünse çocuğu bir süre kendi evine alsın, bir de o görsün bakalım,gece boyu ağlayan bebek ne demekmiş.

10.Bebeğe kimin bakması gerektiğini çok net ifade etsin. Bir bebeğe en iyi kim bakar sorusunu çözsün,çalışan çalışmayan tüm anneler rahatlasın, iğnelemeler , yargılamalar bitsin .Bakıcı baksın derse iyi bir bakıcının özelliklerini anlatsın,tanıdığı varsa bize yönlendirsin.

11.Doktor değil mi sonuçta hazır oraya kadar gitmişken, acaba kolumuzda çıkan şu kızartılar ne ki, mide ekşimesine ne iyi gelir vs vs cevaplayıversin.

12.Neeee 15 dakikalık muayene için o kadar para mı istenir? Biraz daha ucuz olsun,ucuz:)
..
......

...........
Bu liste uzar gider. .
Velhasıl....
Doktorlar, tıbbi yardıma ihtiyacımız olduğunda sorunu çözen kişilerdir. Onlara eğitimini aldıkları alanın dışında sorular yöneltildiğinde verdikleri cevaplar kendi deneyimlerinden, hastalarından, çevrelerinden ve hatta belki de kendi çocuklarının yetiştirirken deneyimlediklerinden ,süzdüklerinden ibarettir. O yüzden de bir çok konuda çocuk doktorları farklı farklı şeyler söylerler. Ciddi bir hastalık vs söz konusu olduğunda farklı farklı şeyler söyleyen doktorlara henüz rastlamadım. Ama yani çocuğumuza artık pütürlü verip veremeyeceğinizi doktora sorarsak cevaplar doğal olarak farklı olur. Hatta aynı doktorun farklı annelere verdiği cevaplar bile farklı olabilir:) sonra bir bakmışsınız birisi diyor ki 7 aylıkken ver diğeri 9 aylıktan önce olmaz vs vs..


Nasıl ki jinekoloğumuzdan iş arkadaşlarımızla olan sorunlarımıza çözüm bulmasını beklemiyor, sırt ağrısıyla gittiğiniz uzamandan beslenme listesi talep etmiyorsak çocuk doktorlarının da peşini bırakalım da gerçek işlerini yapsınlar:)

Tıbbi sorunların dışındaki her şeyi kime mi soralım?

Bebekle gecesini gündüzünü geçirene, canından can verene, gözünden sakınana,gerekse canını verecek olana.. anneye..
anneler herşeyin en iyisinin bilirler..

Ha unutmadan, hastanalerin acil bölümleri acil durumlar için var:) (Ne kadar etkili çalışıyor o tartışılır,ayrı.)

22 Ekim 2011 Cumartesi

anne olunca anladım..

Annelik deneyimim başlayalı yaklaşık 9 ay oldu.Kimsenin bana anne dediği yok henüz o ayrı tabii..Gerçi haksızlık etmeyeyim "annesiii ..." ile başlayan cümleler kurmaya pek hevesli bir milletimiz var şükürler olsun,insanı anne lafından soğutuyorlar.

Geçen bu zaman içinde "annelik" kavramını defalarca sorguladım kendi içimde..Gözlemledim,dinledim,yaşadım..Bazen gururlandım -sanki doğanın bana verdiği hediye değilmiş de kendim birşey başarmışım gibi- bazen hüzünlendim,bazen çok ağır geldi,bazen güzelleştim,bazen daha güçlendim,bazen kızdım,bazen tüm hayatımı sorguladım..Attığım adımı,ağzımdan çıkan sözcüğü,hayattaki duruşumu..işimi,hayallerimi,vazgeçtiğim hayallerimi,dünyaya bırakacağım izi,kocamı,ilişkimizi,ailemi,arkadaşlarımı...herşeyi ama herşeyi ince ince eledim.uykusuzluk yorgunluk neymiş öğrendim. yatakta şımarık şımarık süründüğüm,gece keyiften çok geç yattığım için söylene söylene işe gittiğim sabahları anımsadım..gülümsedim..bir bardak kahvenin,duşun altında geçirilen rahat dakikaların değerini anladım..Sabır ne demekmiş öğrendim..eskilerin o güzelim dantelleri nasıl bir sabırla ince ince dokuyabildiğini anladım..bir iş yaparken düşüncelerde boğulmayı,yarı hayal dünyasında yaşamayı,yarı yitik hafızayla dimdik durmayı..öğrendim..Vefa neymiş,merhamet neymiş,sevgi neymiş,ne emekmiş öğrendim..


"Akan hayat" tan elimden geldiğince uzak kalmamaya çalıştım.İlk aylarda oğlum gece uyandığında nerdeyse saatlerce emerdi ve benim önümde iki seçenek vardı: Yine bütün gece uykusuz kaldım diye söylenmek yada O'nu emzirirken kendime yapacak zevkli bir iş bulmak ve keyfini çıkarmak.. Ben ikincisi seçtim.
Her gece dr house la buluştum:)Sabah uyandığımda diziyi hiç mi hiç hatırlamıyordum,o ayrı..Neyse ki tekrar yayınladığında "aa ben bunu izlemiştim sahi bi gece" diyebildim (bu da bir şey di mi:)

Akşamları oğlum uyuduktan sonra kocamla film izleme ritülimizi elimizden geldiğince devam ettirdik,yeni çıkan filmleri takip ettim,belki tek seferde izleyemedim ama canımı da sıkmadım bunun için.Beklentilerimi düşürdüm,film izleyebiliyor olmam bile süper dedim,oldu bitti.Sinemaya gitmedim,he he çok işime geldi,çünkü zaten hiiç sevmem sinemada film izlemeyi,bahanem oldu:)İlerleyen aylarda oğluşla parkta gezerken ,yaz günlerinde balkonda uyuturken taa lise günlerimdeki kadar çok kitap okudum.Yeni çıkanları,eski kaçırdıklarımı..Yarım aklımla hayata yetişmek için ,geri kalmamak için,annelik denen "şey" le kafayı hepten sıyırmamak için iki kitap çevirmeye başladım.Birini nerdeyse bitirdim,biri sürünüyor:)
iş hayatına kendimi ne çok kaptırdığımı,günlük hırsların,konuşmaların,fısıltıların dünyasında nerdeyse boğulmak üzerinde olduğumu anladım.hayallerimden nerdeyse vazgeçtiğimi, nerdeyse hiç yazmadığımı ayırt ettim..oğlumun zamanlamasına bir kez daha şükrettim..özüme döndüm..arındım..

kocama, yaşadığımız her an bir kez daha aşık oldum,, "insan evleneceği kişiyi seçerken bu adamdan çocuğuma baba olur mu,benimle hayatı gerçekten paylaşır mı,her koşulda yanımda yürümeyi başarır mı karşıma geçip zırhlarını kuşanmadan" demişim bir kaç yıl önce bir arkadaşıma,geçenlerde arayıp evleneceği müjdesini verirken söyledi.Deneyimledim..Akşam o işten döndükten sonra oğlanı bırakıp bazen parkta bir yürüyüş yapmak bazen de ekmek vs almak için markete gittiğim zamanlarda,karşıda gördüğüm dairenin içinde huzur olduğunu bilmek,birer birer yanan ışıklardan birinin benim evim,benim yuvam olduğunu bilmek,içeride babasıyla kuduran oğlumun çığlıklarını kulağıma getirdi..gülümsedim büyük bir şükranla..

velhasıl anne olmak..kolay değilmiş,,hiç kolay değilmiş...bir gülüşüyle dünya değişirmiş evet ama ..anlatmadıkları,paylaşmadıkları çok şey varmış..

12 Eylül 2011 Pazartesi

anane şarkısı




Dün akşam annem,ananem ve teyzem geldi,oğluşu görmeye . Dünden bu yana ananemin inanılmaz repertuarı karşısında dilim tutuluyor:)
İşte bir örnek:


Oğlum oğlum oğlancık
Ne küpe ister ne boncuk
Kızların hepsi kancık
Hem küpe ister hem boncuk
Oğlum oğlum ol başı
Oğlum olucak binbaşı

ve fevkaladenin fevkinde bir örnek daha:


tapşini tapşini tapşini
gel babası öp şunu
tapşini tapşini tapşana
kızlar gider hamama
hamamın yolu otludur
...'ın götü bokludur.

Badem'in bir şarkısı vardı:
beni ben olduğum/torunun olduğum için/hiç birşey beklemeden hep sevdin sen anane diye..

ne sıcak bi'şey bu.. birine ananeee diye seslenebilmek ne güzel..

4 Eylül 2011 Pazar

güz



güz gelince..bir tatlı huzur sarıyor beni..yer gök sarıya döndükçe..çıtırdadıkça yapraklar ayaklarımın altında..



yaşamak ne güzel şey..

eylül..



En sevdiğim..sıcacık..sarı yapraklı..tende rüzgar..havada aşk.. dallarda at kestanaleri..yerlere dökülmüş elmalar..canımın doğduğu ay.. eylül gelmiş..ruhuma,içime,tenime huzur getirmiş..

hoşgelmiş..

3 Ağustos 2011 Çarşamba

zülfü livaneli




Geçen sene bu zaman Zülfü Livaneli'nin Sevdalım Hayat'ı nı okuduktan ve bayıldıktan sonra bu sene kendime Z.Livaneli ayı yaptım ve diğer kitaplarını ardarda okudum.En çok satanlar listesinde gözüme sokulan Serenad'ın bunda payı büyük.Bu süreçten sonra kendimle ilgili tespitlerim şunlardır:


1. Biyografi/otobiyografi okumaya bayılıyorum. Başka bir hayat, günlük hayatın içinde sıradan olan ayrıntıların birden yazarla ortak noktam oluvermesi beni yazara yakınlaştırıyor,sevdiriyor,onu benim gözümde ete kemiğe büründürüyor. Böylece ; yazdıkları hayal dünyasındaki karakterler ve olaylar olmaktan çıkıyor, bir zihnin kurguladığı olaylar oluyor ve ben bu zekayı seviyorum.


2. Bir yazarın bütün kitaplarını ard arda okumayı seviyorum.Tanıdık birinden-sevdiğim birinden- hikaye dinler gibi oluyor. Ne bileyim buz gibi naneli limonata eşliğinde bir yaz akşamüzeri sohbeti gibi.. hava karardıkça daha da keyiflenen, zamanı durdurmak istediğiniz. Sonra kitaplar tükenince hevesle beklemeye başlıyorum yeni kitabı. Uzun zamandır görüşmediğin dostun görüşmediğiniz zamanlarda yaptıklarını dinler gibi hevesli.



Birine kitap önermek,mutlaka oku gibi iddialı cümleler kurmak haddim değil,zaten bence doğru da değil.Beklenti meselesi,zevk meselesi..Ben sadece nacizane kitapların bende bıraktığı duygudan söze edebilirim-ki edebi bir kimliğim de olmadığına göre,aslında kitabın bende bıraktığı tat kimsenin umrunda da değildir:) Olsun,benim umrumda. Kendi hayatıma not düşüyorum;)



Sevdalım Hayat: Sanırım favorim bu.Ne güzel bir hayat.. ne sabırlı.. ne ince ince işlenmiş..ne güzel dostlar..


Engereğin Gözü: Hürrem li geçen bir kışın ardından Osmanlı Hareminin o mistik havasını iyice içime çektim..enfes bir dildi.zorlama tek bir cümle bile yoktu..



Arafat'ta Bir Çocuk: İtiraf ediyorum ki, öğretmen kimliğim fazla öne çıktı bu kitabı okurken. Arada kalmışlığı,ön yargıları,Yılmaz'a yapılanları okumaya yüreğim dayanmadı, ofladım pufladım durdum. kaçmayı tercihe eden yanım ağır bastı yani..Ben beğendim..



Leyla'nın Evi: Yaşlanınca nasıl biri olacağım,nasıl görüneceğim tarzı "kaygı"larımla bütünleşen bir kitap oldu bu. Çok sevdim. İnsan denen varlığın hem ne güzel hem ne çirkin olduğunu, herbirimizin yüreğimizde yaşadığımız gel-gitleri-toplum denen "şey" in içinde "boğulmuşluğumuzu" anımsattı bana.


Leyla'yı , Rukiye'yi,Yusuf'u,Roxy'i, Ömer'i,Ali Yekta Bey'i,Necla'yı..hepsini sevdim..insan oldukları için. tüm insansı yanları barındırdıkları,onları anladığım için..


ve en çok da Leyla'nın evinden gizlice götürülen tüm o eşyaların sessizce geri geliverişini sevdim..




Son Ada: Sanırım ben siyasetin farklı sunuluş biçimlerinden hazetmiyorum hiç.Kitabın arka kapağında şöyle diyor:



Livaneli Son Ada'da ,asında hepimizin aşina olduğu düşsel bir ülkede yaşanan olayları alegorik bir anlatımla verirken,politik ve kişisel ihtiraslarla topluma ve doğaya müdahelelerin sonuçlarını da gözler önüne seriyor.


Tam da bu işte benim hoşlanmadığım durum. Alegorik anlatım?? cık,sevemedim:)Eleştirmen falan olmadığıma göre, bunu neden sevmediğimi, bu kitabın bu tarzın "iyi" kitaplarından olup olmadığını sorgulamak ya da açıklamak zorunda değilim. Yaşasın! Ben sıradan bir okurum ve sadece sevmedim deme hakkımı kullanıyorum.



Bir Kedi,Bir Adam, Bir Ölüm: Kitabı elime alınca ilk önce Yaşar Kemal'in düştüğü notu gördüm kapakta: "Gerçek bir şahaser!..."


Ne tuhaf diye düşündüm. İnsanın en yakın arkadaşı Yaşar Kemal olur mu yahu, bu nasıl bir hayattır?!? Ne konuşurlar acaba , hep sanattan edebiyattan siyasetten konuşacak değiller ya hani, ne bileyim çocukların derdinden, yolun kazılmış olmasından falan da dertlenmezler mi ki birbirlerine.. Düşün şimdi en yakın arkadaşı Yaşar Kemal ve O'nun da Zülfü Livaneli! Telefonda cevapsız arama: Zülfü!

Herneyse işte, dedim ki kendi kendime, bu ikisinin birbirlerinin kitapları hakkında yorum yapmaması lazım ; yani şimdi allahaşkına Yaşar Kemal'in Z.Livaneli'nin bir kitabını beğenmemesi mümkün müdür(ya da aksi durum).. Konuştukça güzelleşen insanlar gibi, herkesin annesinin çok güzel olması gibi.. Bu denli yakın iki dostun birbirinin kitabını vs beğenmemesi söz konusu o-la-maz :) (bence)


İşte ilk hislerimin bunlar olduğu kitap bitince ise..tek yaptığım Yaşar Kemal 'e katılmak oldu.Stockholm'de geçen bu enfes hikayede de siyaset vardı ama bunu çok sevdim.Farklı ülkelerden gelen insanların ortak yaşamlarını zaten severim, bu hikaye ise tamamen sardı beni.(Başka başka milletlerden arkadaşlarım olmasına özenmişimdir hep,daha bir çok şeye özendiğim gibi)


Stockholm' de mülteci olarak yaşayan Sami, Türkiye'de yok yere öldürülen(haklı bir ölüm varmış gibi, ne saçma bir kalıp bu böyle) sevgilisi Filiz, o dönem Türkiye'den kaçmak zorunda kalışlarının imza yetkilisi bakan, Şilili bir hırçın genç kız Clara... içiçe geçmiş bambaşka hayatlar..okuyun derim.




26 Haziran 2011 Pazar

begonvil

öyle güzel ki hayat!!

huzur..

içtiğin bir bardak çay,yuvanın balkonunda..

koltuğunda nice dertlerini anlattığın kocana..güldüğün,ağladığın..sevdiğin,sevildiğin..kadeh tokuşturduğun,2. dubleden sonra Müzeyyen Abla dinlediğin..

bir balkon..

geceleri parktan gelen fıskıye sesleri..

huzur..

sarıldığın ten..

huzur..kurduğun hayaller...

evim..

huzur..

oğlumun nefesi..

4 Nisan 2011 Pazartesi

nisan yağmurları

Bir ömür geçmiş gibi..oysa oğlum sadece 2 aylık.. anne oldum.. . hiç aklımda yokken, sevgiliyle "olsa ne güzel olur di mi " diye ara ara konuşup konuşup unuttuğumuz günlerin birinde farkında bile olmadan anne oldum;)
evet çok güzelmiş..
evet kokusunu içine çekmek herşeyden güzelmiş..
evet bir bakışı ömre bedelmiş..
evet gülüşü dünyayı aydınlatıyormuş...
ve evet çook zormuş..

şimdi bugün herkesin radyasyonlu olduğunu iddia ettiği bu güzelim nisan yağmuru var penceremin dışında.. ve ben hiç olmadığım kadar huzurluyum..

24 Kasım 2010 Çarşamba

benim bütün rüyalarım seninle

Öyle çok özledim ki seni..evet görmeden henüz.duymadan kokunu..bu ben miyim?ben miyim bütün bunları yaşayan, hisseden?
öyle çok özledim ki seni..
gel oğluşum, gel sımsıcak sar içimi..bırak tüm sevgimi fısıldayayım kulaklarına..gel gözlerinde babanı göreyim, bakışında..seneler geçsin ve sen hep O'nun gibi gül..
Tek bir hayal var gözümde canlanan..Çok mu şey istiyorum Tanrı'dan..
Korkuyormuş insan ; o eskilerin "aman sağ salim olsun" ları boşuna değilmiş..
Ama annem bir gün senin de..bizim gibi..bukle bukle saçların olsun..güneşte parıldayan...
Anne oluyorum..
Her gün yaşadığım her anı içime içime çekiyorum..