12 Nisan 2014 Cumartesi

kağıt işleri 1


Kendimi bildim bilemi ruhumun taaa derinliklerinde olan  kağıt işleri (paper craft tabir edilen) son günlerde iyiden iyiye su yüzünü çıktı.. Pinterest zaten derya deniz bu konuda da. Öyle deli bir arşiv oluşturdum ki kendime ,inanılır gibi değil. Anne oğul kesiyoruz biçiyoruz ; O mutlu ben mutlu:)






Bildiğiniz üzere bazı kağıtlar ücretsiz indirilebilirken (free printable) bazıları da etsy gibi siteler üzerinden birkaç dolara digital olarak satın alınabiliyor. Ben henüz hiç satın alma ihtiyacı hisetmedim- ki inanın bana satın alası yüksek bir kişiyimdir:)
Demem o ki , ücretsiz olarak hemen hemen ne ararsanız bulabiliyorsunuz zaten..

Bu süreçte üzülürek farkettiğim şey şu oldu: Yurtdışı kaynaklı bazı siteler bazı scrapbook kağıtlarını ücretsiz olarak paylaşmışlar ve not düşmüşler ; " kişisel kullanım içindir,  satış yapamazsınız" diye.. Ancak ben malesef bu kağıtların satıldığına bizzat şahit oldum. ve hatta sanki kendi tasarımıymış gibi üzerine sitesinin logosunu falan basmışlar.Önce bir kızdım nasıl böyle  birşey yaparlar diye; sonra  satın alanların sevincine baktım şaştım kaldım falan.. Yahu bedava olan şeye para verdin, haberin yok:)

Neyse diyeceğim o ki ; ben de bundan sonra ücretsiz scarpbook kağıdı paylaşımında bulunan sitelere link vermeye karar verdim.

Artık bilen bilmeyene , duyan duymayana söyleyiversin:)

Bugünkü sitemiz:

http://the-lark.blogspot.com.tr/2012/02/new-cath-kidston-prints.html




Daha daha fazlası için ; dediğim gibi bir tık lütfen..

7 Nisan 2014 Pazartesi

home tv & turkmax gurme

Sevgili Home Tv ;

çok günler geceler bana arkadaşlık ettin ; kendimce senden tarifleri denemeye çalıştım falan ama sen de itiraf et ki artık ilişkimiz sürmüyordu. Ne yalan söyleyeyim senin bitmez tükenmez paket ürün kullanmalarından ; koca koca kutulardaki et sularını tencereye boca ediverişlerinden , sonunda hafiften çamura dönen yemeklerinden ve acı ama gerçek en çok da akçaağaç şurubundan bana iyiden iyiye fenalık gelmişti..ilişkimiz kafamda bittiği günlerde yeni "biriyle" tanıştım :

Turkmax  gurme ..

Sana göre çok acemiler doğrusu , işlerinde değil belki ama ekranda acemiler sanki...Ben ekranların yeni yüzlere açılmasından yanayım ama onlar da (bazıları tabii) hiç  olmazsa bir diksiyon dersi alsalarmış hiç de fena olmazmış  .. Biz de böylece "şimdi tencereye azıcık bilmemne koyceezz gibi saçma sapan vurgulara maruz kalmazdık.. Di mi?

Bir de "concept" meselesi var ; bir türlü oturtamadıklarını düşündüğüm. Şimdi mesela  Küçük Mutfak Sırları 'nın başındaki o "önce bir bardak çay içelim " olayı nedir allahaşkına? Ya iç o çayı düzgünce ; iki de laf et yemeğe dair, hayata dair (ne bileyim iki laf konuş işte ) ya da içme yahu :)Hayır hadi 1 bölüm yaptın , aa hoş olmuş dedik ; neden her bölüme böyle başlıyorsunuz ki? Seven varsa lafım yok , ben her seferinde poff yine mi bu çay faslı diyorum sadece.. Bir de o mutfak ne kadar küçük öyle çekim yapmak için, Ece Zaim 'in yerine ben daralıyorum vallahi televizyonun karşısında.Hazır adı geçmişken programın sunucusu  olan Ece Zaim ilk bir kaç bölüm oldukça tutuktu , şimdi şimdi açılıyor ama söylemeliyim.Bu güne dek iki tarifini denedim, ev ahalisi bayıldı haberiniz ola.. Oğlundan ve eşinden, aile yaşamından daha çok bahsetsin bence, hatta yakınsın arada.. Bunlar seyirciyle sunucu arasında bağ kurar di mi;)

Ekmek Arası eşimin favorisi..Ben bu sokak sokak gezerek yapılan programları nedense erkeklere daha çok yakıştırıyorum .(iz tv -gezi notları -Işıl Bayraktar kocaman bir istisnadır!!)  Onların doğasına daha uygun sanki böyle ekmek arası kocaman bir kokoreci 2 dakikada mideye indirivermek..Kızlar nedense daha hep "tadım" düzeyinde;)

Wilco' ya söylenecek sözüm yok.Onun sırrı samimiyetinde..Dünkü programda Bozcaada Yemek Festivali'nde bir çorba yaptı, tadını bilmem ama görünüşü kabus gibiydi:) Ama öyle içten ki yenir vallahi o çorba mis gibi..İyiyse de yenir kötüyse de.. Oğlum da O'nu çok  seviyor..

Anne neden o domates gibi kırmızı?
Anne o kız adam mı?(cinsiyet ayrımı vs dönemindeyiz de, sanırım zihnini bulandırdı uzun saçlı bir erkek;)

Wilco'nun en sevdiğim yanı ; gideceği her yer için için ciddi mesai harcadığı belli.Ortaya öyle gelişigüzel bir şey çıkmıyor..Herşey planlanmış, araştırılmış..İşte bu da zaten O'nu şuraya gittim şunu yedim siz de yiyin formatından çıkaran şey:)

Arda'nın Mutfağı yeni değil bildiğiniz üzere.. Sadece kanal değiştirmiş durumda.. Cnn de miydi daha önce ben mi yanlış anımsıyorum?

Yine Home Tv den de bildiğimiz Sedefle Doğal Lezzetler var bir de..Çekim yaptıkları mekanları seviyorum.."outdoor kitchen " (açıkhava mutfağı desem olur mu, zaten bir terim var mı yoksa bunun için acaba)neden daha yaygın kullanılmıyor yemek programlarında anlayabilmiş değilim? Tarifleri ölçüsüyle denedim bir kaç kez, sonuç mükemmeldi..Tarzını da seviyorum ,böyle anaç bir hali var, hoşuma gidiyor. Keşke yandaki evde otursa da bize arada kokmuştur diye yemek gönderse;) (benim beynim 1900 kaçta kaldı bilmyorum artık)

Bugün ilk izlediğim Olsa da Yesek de oldukça keyifliydi. Bir kere sunucu /aşçı  Elif Edes Tapan çok rahat ve samimi.. Binnur Kalkavan vardı bugünkü programda..Çörek otu hakkında konuşuyorlar aralarında ;işte çok faydalı bilmemne diye..Binnur Kalkavan dedi ki " ama yani bunu da ne kadar yiyebilir ki insan sonuçta ".. Cevap:  E bir çay bardağı yenmeyecek tabiii :) Şimdi bular riskli cümleler ,doğru tonlama olmazsa gerer ortalığı ama Elif hanım tam kıvamındaydı:) Mutfağı da şirin; dekor olsun diye konulmadığı bunlara ruhunu verdiği besbelli:)
Ay ben zaten komplekslerinden arınabilmiş 40 yaş üstü kadınlara da onların yaptığı işlere de bayılıyorum.
Programın formatı da çok hoş..Bir filmde  gördükleri yemeği yapıyorlar .(Bu bölüm öyle değildi gerçi ama olsun).. Acaba Serseri Mayınlar ın sofralarından yapmışlar mıdır,kaçırdım mı acaba o bölümü?

haa unutmadan programda arkada (olsada yesek) yazıyor!!!  ayırın o bağlaç olan "de" yi de insanı çıldırtmayın yahu televizyon karşısında.

Son olarak Doğadan Tatlar:İşte ilk eleştirim: Bu kadar zayıf aşçı mı olur allahaşkına?? Tamam bir miktar kedi ulaşamadığı ciğere .. olayı olabilir benimkisi ama yani o kadar zayıf olabilmek için yaparken tattıklarından öte bir şey yemiyor olman gerekir sanki? 42 beden olmayın tamam ama yani ne bileyim bu kadar da zayıf olmayın bence ya; az buçuk inandırıcılığı gidiyor işin.. Dün izlerken  "kesin tattıklarını da peçeteye çıkarıyor kadrajdan çıkınca" diye düşünürken yakaladım kendimi..Bilmiyorum ki belki de format ona uygun değildir..Stüdyo programı mı yapsaydı ki? Ay ya da ben herkesi kendim gibi dana sanıyorumdur; o da olabilir hani.Gitmişsin Seferihisar' a..Bi heyecan göremediim böyle ben, güzel mi değildi acaba ya Seferihisarlı kadının yaptıkları? Belki de ondandır ha , bak boşuna günahını aldım;)

Neyse osu busu da;Beste Önkol , benim sevdiğim tarz hayat hikayesine sahip kadınlardan.. Yaşı, konumu , o güne dek ortaya koydukları ne olursa olsun herşeyi bırakıp başka bir yöne gidebilen kadınları seviyorum ben. Bir şey değişecekse şu hayatta kendini saçma sapan "iş dünyası" zırvalığından çıkarabilmiş kadınlarbaşaracak bence bunu...Cesur olanlar, bedenini ruhunu 4 duvar arasına hapsetmeyenler;) Ama sevgili Beste Önkol  azıcık ye de kilo al yahu, inan senin iyiliğin için söylüyorum, manken değilsin sen, aşçısın yahu;)

ve işte bomba geliyor sevgili digiturk yöneticileri:

böyle bir kanal açmaya karar verdiniz de Refika Birgül'ü ntv ye nasıl kaptırdınız allahaşkına!! Refika yemek programlarının kraliçesidir yahu.. Yemeyi de yapmayı da ne kadar sevdiği, heyecanı aşkı ekrandan size geçer.Mutsuz gününüzü mutlu kılar, pozitif enerji yayar da yayar.. Cık cık cık , sizleri esefle kınıyorum, Refikasız bir Turkmax Gurme hep  eksik olacaktır ve Refika saatinden Refika izlenecektir. Bu kadar;)


18 Ocak 2014 Cumartesi

prisoners



Benim için senenin sinema zamanı başlamış bulunuyor. Sinema dedimse filmleri kastediyorum ha;  alışverişi merkezlerinde sinema tabir edilen yerlerde, mısır zarzurt kokusu içinde çekilen işkenceyi değil.

Oscar zamanı yaklaştıkça kaçırdığımız ne kadar film varsa üstüste izlemeye çalışıyoruz.

Bugün paylaşacağım film Prisoners. Konusunu okuyunca bi sıkıntı kapladı hemen içimi yalan değil. Sevmiyorum böyle şeyleri ben, içim ruhum daralıyor. Küçük kızları kaçırılan bir ailenin yaşadıkları denebilir  sanırım filmin konusu için kabaca..Aman ne süper konuymuş diyen yoktur  buna zaten değil mi?(en son konusu buna benzer rabbit hole u izlemiştik, yeminle hala sinirim bozuluyor)Neyse  zaten filmin akışı içinde başka duygular o iç sıkıntısının yerini aldı ve  sevgili kocacımla birbirimizi test etmeye başladık: 

Sen olsan ne yapardın 
Bana haber vermez miydin?
Bu kadar da ileri gitmezdim.
Bunun ilerisi gerisi mi var..
vs vss..

Diyeceğim o ki..Biz filmi izledik ve beğendik, tavsiye edilir.

Daha ayrıntılı bilgi için :

prisoners.imdb

prisoners.sinemalar.com


23 Aralık 2013 Pazartesi

yılbaşı sofrası

Geçen sene bu zamanlar tembelin yılbaşı sofrasını yazmışım..Fotoğraf eklemişim demek daha doğru belki, neyin tarifini vereyim ki ben:)

Görünen o ki geçen 1 sene içinde sizinle paylaşabilceğim müthiş şeyler hala yok:)Sanıyorum bu mutfak işi pek sonradan kazanılan bir beceri değil, ya var ya yok sanki..Ara sıra bir giriyorum böyle mutfağa, bir şeyler birşeyler.. Cık, olmuyor..  Sıkılıveriyorum tüm o tantanadan.Ben şipşak şeyleri seviyorum,annemin değimiyle uyduruk işleri yani..Şöyle bir kesivereyim pıt pıt, ortaya süper bi'şi çıksın ; öyle pişmesini bekle, bilmeneyi önce koy ki çok pişsin ama bilmemneyi en son koy falan, ı-ıh, bana göre değil..Afakanlar basıyor beni..Fırın yemeği sevmem de bu yüzdendir belki..Başında beklemek yok, karıştırmak yok,  at fırına gitsin.. Yemek yapmak sabır işi-ki o da bende hiç yok.
Bu yüzden de  bir çok kişinin (annem başta olmak üzere) haklı olarak burun kıvıracağı ama şu zalim  mutfak dünyasında  beceriksiz olan  ve böyle kalmayı da tercih eden benden başka birilerinin daha  bulunduğuna inanarak , kendi bulduğum uydurmasyon yılbaşı sofrası bileşenlerini paylacacağım sizinle..



Ha ha çok yaratıcı di mi, közlenmiş domates:)İtiraf edin, sofrada güzel duracaktır.


Benimki gibi brokoli aşığı bir çocuğunuz varsa alın size yılbaşı ağacı;)



Ben bunu tövbe billah yapamam, ama belki yapabilcekler vardır dedim:)


neyseki portakal soyabilirim:)


mısırları kesmede de sorun yaşayacağımı sanmıyorum;)


pazarda neden hala üzüm var anlayabilmiş değilim ama neyse artık


işte yemek yapmayı bilenlerin sayfayı kapatacağı nokta bu, evet  elma:)


suya atsanız bile olur vallahi


he he yine elma:)


çok kolay ama çok şık değil mi?


neye saplamış onlar bunu yahu?


evet evet hala karpuz da var, renk olsun derseniz;)


rakının yanına?


bak buna benzer bi'şi  yapmıştım işte.

bakınız :) http://mucizelezzetler.com/tarif-detay/1/tatli-yiyelim-tatli-konusalim/siste-brownie


hamuru yapamam ben, kurabiye işi benim için çok üst düzey ama annem yaparsa ben şekil veririm sanırım:)


şimdi söyleceğime çok şaşıracaksınız ama buna benzer bi'şey de yapmıştım ben.enfes ötesi olmuştu..haaa tabii ben kendi uyduruk tarzımla yorumlayarak milföy hamuruyla yapıvermiştim:)


http://cafefernando.com/turkce/pazartesi-sabahi-keyif-kahvaltisi/


ne cici di  mi:)


çocuklar buna ba-yı-la-cak


bir aşk varsa hayatınızda sizden şanslısı yok..


fotoğraflar pinterestten malumunuz..

29 Kasım 2013 Cuma

çocuklu yılbaşı-çocukla yılbaşı

Kutlanabilecek her günü kutlamaya bayıldığımı söylemiştim değil mi?Ama derdim tam da o günle değil benim, hazırlık safhasını daha bir seviyorum ben.. Hani o tatlı telaşı.. Bazıları nedense dert edinir böyle işleri bilirsiniz, herşey mü-kem-mel olmalı falan .. Benimse..umrumda değil! 
Önümüzde  yılbaşı var malumunuz..İster yeni bir senenin gelişini kutlayın, ister sizin için dini bir anlamı olsun, ne farkeder ki..Herkes tüm dinlerin bu güzel günlerini kutlasa ne olur mesela? Mutlu olmak için, sevdiklerinle birlikte olmak için bahane değil mi sonuçta? 
Oğlumla kutlayacağımız 3. yılbaşı olacak bu ve sanıyorum artık bunu anımsar ileride.. Bu yüzden de bu yılbaşını O'na adadık:)
Aralık 1 itibarıyla geri sayım yapıyoruz öncelikle.Öyle heyecanlı ki her sabah "anne bugün artık yılbaşı mı" diye sorup duruyor.. hevesle o gün sınırsız yiyebileceğini söylediğimiz pastaların düşünde:)Pinterestte geçen bir yarım saatin sonunda ben bunları buldum bu ay için yapılabilecek. 





İnanılmaz kolay değil mi? Azıcık daha değişik olsun derseniz, kocaman bir elma ağacı  yapıp üzerine elmalar iliştirip hergün birini "koparabilirsiniz" birlikte.


Kendi başına bir ağaç süslemeye eminim bayılacaktır. Ortalıktaki plastik yığınlarını evinize sokmak zorunda değilsiniz bunun için.Hem daha güvenli hem daha sevimli:)



Bunlar sizin de farkettiğiniz üzere kurabiye aslında ama ben bunları   sadece fikir almak adına sevdim.Aynısını kartondan yapıp ,iki tarafını yapıştırıp (kese haline getirip yani) içine mis gibi ev kurabiyeleri koyabiliriz.



 o minik eller bu hale de gelebilir:)


peki buna ne demeli, kapınıza asmak için bundan daha güzel ne olabilir ki? Enfes bir anneanne babaanne hediyesi de olur bundan.Ortasına fotoğraf da yapıştırılabilir.


İşte bir alternatif çam ağacı daha, odasının kapısında mükemmel olacaktır.Tabakların içine O2nun bebeklikten bu yana fotoğraflarını koyabilirsiniz ya da patlamış mısır yapıştırabilirsiniz.Bir ağzına bir tabağa:)


Hadi ama bir tanecik şeker yiyebilir bence;)


Biraz yapıştırma yapmaya ne dersiniz?



Evet evet şu çubuklardan yapılmış hepsi, ne sevimli  di mi?


İşte en sevdiklerimden biri:) Kocaman bir tane yapın ve asıverin buzdolabına:)


Evde kardan adam sevdalısı bir minik mi var?

 o zaman bir de tabak yapalım O'na


e bir de bardak tabii


biraz patlamış mısır


birkaç masa süsü


ve tabii ki koccccaman bir PİZZAA


Erimiş kardan adam:)




14 Kasım 2013 Perşembe

çocuklu seyahat-çocukla seyahat

Yapmam gereken tonla iş var, fena işler de değil hani, öyle çok çok mecbur falan da değilim ama dedim ya işte "bunu yapmam gerekir"  havasına girdim bir kere; sonuç kaçınılmaz: Yapmayacağım:)
Yanı başımda yığınla kitap duradursun, bilgisayarda da yarım yamalak bir word dosyası; ben burda şimdi durumla en alakasız işi yapacağım her zamanki gibi.
Bugün sabah  farkettim ki; ne zaman bir işi yapmak zorunda kalsam başka bir işte "yaratıcılığım " sınırları zorluyor benim.Tuhaf bir kaçma psikolojisi sanırım. Sabahtan bu yana yine olmadığım şey kalmadı.Gazetede yazmaya başladım mucizevi bir şekilde, sonra bir de dergiden teklif geldi, bu esnada ben sanat tarihi okumaya karar verdim, aldığım tek bir dersten kalan hevesle hala.Özel okul işlerine canım sıkıldığı için çok, iyi bir özel okulun nasıl işlemesi , hangi bölümleri içermesi gerektiği ve önceliklerinin ne olması gerektiğine dair bir rapor yazdım eni konu(kim sordu acaba bana); ne yapsam akademisyenliğe mi başvursam dedim, cık, onu da beğenmedim Türkiye'de ; dekorasyon notlarıma daldım 2 saat  kadar, bir çalışma odası, bir çatı katı ve bir de ofis tasarladım; eşyalar falan hazır hani, o kadar yani.Onlarca seyahat planladım,  2 ay kadar haftasonları bile şehir dışına çıkamayız,çok yoğunum diyen eşime inat:) 

Uzayıp giden listeler yaptım yine; kitaplar filmler, müzikler,alınacaklar, verilecekler.Bir ara instagramda neden fotoğrafların topluca silinemediğine kafayı taktım, bunun için 1-2 telefon görüşmesi bile yaptım; ben mi beceremedim acaba diye.Sonraa İstanbul'dan ev baktım, şaka değil, vallahi baktım, yeri de belli, Kuzguncuk. Ankara'dan genişçe bir apartman dairesi aldığınız fiyata İstanbul'dan 3+1 Boğaz manzaralı bir ev alıyorsunuz, İzmir de de çiftlik evi, eni konu İstanbul'da yaşamaya karar verdim. Ankara  yetmiyor, İzmir de yetmeyecek biliyorum, e ama sürekli İstanbul'da yaşamak da istemiyorum; o zaman en iyisi küçük bir ev alalım İstanbul'dan kararı verdim. Bu haftasonu gerekli parayı basarız artık evde renkli fotokopi falan. Bu İstanbul işi önemli, yaklaşık 6 ay orda yaşamaya ihtiyacım var, ancak biter işim benim.(bitmez de ,toparlanır diyelim)Bir de oğlum içinde büyüsün istiyorum biraz İstanbul'un; bir evi olsun orda, girsin çıksın.Caddelerine aşina olsun, ne zamandan beri bildiğini bilmeden gezsin ara sokaklarında.Ankara'nın nispeten tekdüzeliğine , İzmir'in huzuruna karşın koskocaman bir şehirde  , onca pisliğin, kargaşanın, sefilliğin içinde tek bir "eski" kapı görmekten mutlu olarak büyüsün, çirkinlikleri silmeyi öğrensin zihninde, güzel kareler biriktirsin, merdivenlerine aşık olsun bir sokağın.
Yok yok,bu İstanbul işi önemli. Okuldan daha önemli hatta karar verdim şimdi bak hiç okula gitmese de olur, yok benim istediklerimi öğretecek bir okul bu ülke sınırlarında.Bak yine kafa nerdeeen nereye.Bunu akşam gündeme taşıyayım ben ,kesin.Bu yazının başlığı çocukla seyahat desem size?!? Böyle işte. Bedenim  ve zamanım zihnime yetişebildiğinde sanırım pek bir üretken insan olacağım ama şimdilik düşün düşün ...
Dilimde bir şarkı pelesenk bir haftadır:
İnsan olmak yetmez, yetmiyor bazen,süperman süperman olmak lazım bazennn.



Foto:Sinop/Hamsilos Koyu

5 Kasım 2013 Salı

mavi kapının ardında


Bazen herşey dursun istiyor insan.. İnsanlar bir dursun, sesler dursun;ne bileyim rüzgar bile dursun kalsın öylece.ve ben azıcık nefes alayım.bir şarkı süresince değil, bir akşam değil, bir haftasonu kaçamağında değil..başını sonunu ben belirleyeyim, öyle ağaçların arasındayken ben turuncu bir ormanın içinde; herşey dursun.
Durmaz mı?
Dursun.
Solmuş rengiyle kocaman mavi bir kapı olsun, süzülüp gireyim içine ve sessizce kapayıp ardımdan, kalıvereyim içeride..

mavi kapının ardında

7 Ekim 2013 Pazartesi

çocuk kitapları



Müptelalara selam olsun diyorum ve oğlumun (şimdilik) en en en sevdiği  kitapları paylaşıyorum..


Enfes bir uyku öncesi kitabı bu, hem de dedeli, anneli ,babalı,yıkanmalı, rutinli..Ne yalan söyleyim  hele başlangıç kısmına ben bile bayılıyorum:)


Bu, oğluma aldığım ilk kitap. Kendisinden 3 kez almak zorunda kaldım toplamda.Sevgisinden ne yapacağını bilemiyor diyelim.Odasının duvarında asılı olan resimdeki hayvanlardan kırmızı filin kaybolmasıyla başlayan bir çeşit macera .. Bizimki bayılıyor. Resimleri de çok güzel, renkler çok canlı.Renkleri öğrenmesinde bu kitabın eminim çok faydası olmuştur, çünkü ayrıca hiç bir çalışma yapmadık renkler için..


Bu da ailecek kedi sevgimizden esinlenip aldğım bir kitap. İlk başlarda yüzüne bakmadı ama sonraları bayıldı buna. Oldukça da güzel bir hikayesi var. Pırtık Tekir ve "sahibi" Hüsnü sokaklarda çalgı çalıyorlar.Bir gün Pırtık Tekir gezmeye çıktığında Hüsnü soyuluyor ve gözünü bir hastane yatağında açıyor. Ve.. devamı kitapta :)
Bu kitap sayesinde kapkaççı falan öğrendi çocuk o ayrı:) Öğrensin zaten, bence sakıncası yok.


İşte benim favorim. Eni konu ba-yı-lı-yo-rum! Bir kitap bu kadar mı güzel olur ... Bu kadar mı sıcak, bu kadar mı içten, bu kadar mı güzel duygular fikirler aktarılan.. Behiç Ak , yüreği kocaman kocaman adamlardan biri bu ülkede..Ne diyeyim; yüreğine kalemine, aklına firine sağlık..
Kendilerine kışın yemek getiren yaşlı teyze artık gelmez olunca minik kedinin kendilerini yönlendirmesiyle adada yaşayan kedilerin kendi sirklerini kurmalarını anlatıyor kitap ..Çizimlerse.. yine tek kelimeyle mükemmel..




İşte bir Behiç Ak kitabı daha! Gürültülü bir şehi, gürültüden birbirinin bile duyamaz hale gelmiş insanlar ve bu şehre gelen bir sirk..Kendi yaşamınızdan çok şey bulacaksınız içinde ..





Ve meşhur Aç Tırtıl. 3 yaşlarında çocuğu olup da bunu bilmeyen yoktur sanırım.. Çok eğlenceli değil mi.. Ne kadar basit ama ne kadar güzel bir fikir..Sayıları ve renkleri öğrenmeye de yardımcı.. 


2 Ekim 2013 Çarşamba

giderayak..



                                                  Hava saldırısı sonucu Londra’da zarar gören bir kitapçı, 1940





"Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak.
Ceylanı kurtardım avcının elinden 

ama daha baygın yatar ayılamadı.
Kopardım portakalı dalından
ama kabuğu soyulamadı.
Oldum yıldızlarla haşır neşir
ama sayısı bir tamam sayılamadı.
Kuyudan çektim suyu
ama bardaklara konulamadı.
Güller dizildi tepsiye
ama taştan fincan oyulamadı.
Sevdalara doyulamadı.
Giderayak işlerim var bitirilecek,
giderayak."

Nazım Hikmet

The Lumineers - Charlie Boy




                  




Bugün sabah Modern Sabahlar'ın konusu "en son neye, hangi duruma ağız dolusu küfür ettiniz" di. Sizin de tahmin edeceğiniz üzere;  çok da şaşırtıcı bir durum yok, tabii ki  herkesin ortak derdi trafik! Ne tuhaf di mi hepimizin derdi olması, o zaman kim bu durmadan kornaya basıp, selektör yapan insanımsılar? Bence trafikte böyle bencileyin(bu sözcük gerçekten var di mi ) bir avuç "saftirik" insan var  böyle dert sahibi olup çıkıyor eni konu:)

Neyse, dönelim konumuza. Sabah enfes uyandım. Duyduğum ilk iki cümle şunlardı:

- Anne bak sana mayva(evet evet mayva) topladım çok güzel, hadi kalk da yiyelim.Sen soyar mısın anne ben soyayım mı portakalını? (elinde  sarı bir mandalla -portakal yani- bekleyen 2,5 yaşında bir mucize, çamaşırlıktan topladığı mayvalarla karşımda)

-Canım bak bugün hava tam da senin en sevdiğin gibi.

Daha ne ister ki insan hayattan..


Okula gitmeden önce kitap okuduk, boyama yaptık, oyun hamuruyla oynadık ve son olarak legoları yük yapıp kamyonlara yükledik.Okul 9 da başlıyor. Diyeceğim o ki, düşünün artık siz kaçta uyandık:) Şikayetim yok, sabahlar ayrı bir keyifli , üçümüz de evde olduğumuz için sanırım.

Hala konuya gelemedim. Yine ayrı bir yazı mı yapsam, ne yapsam, yok artık yazayım buraya.
Velhasıl çıktık evden, havada yağmur, radyoda modern sabahlar, kıkır kıkır gidiyor----uz. diyecektim ki; daha 100 metre gitmeden kilit olmuş bir trafikle burun buruna geldik. Gerekli küfürler içten içten edildi, tüm işleri okulların açılmasına bırakan zihniyet esefle kınandı ve ... baktı ki çare yok; el istemsizce "müziğim" i tıkladı.

Zamanın göreli olduğunu artık bilmeyen yoktur herhalde di mi , bizim yarım saatimizi keyiflendiren "kısaltan"  The Limunneers  oldu bu sabah.

Bu renk sabahlarda seni daha da çok seviyorum Ankara..

Bu renk  sabahlar için 60 yaşıma bir not olsun istedim.